Block title
Block content

"Bütün insanlarda, biri tevafuk, diğeri tehalüf olmak üzere iki cihet vardır. Tehalüf ciheti Sâniin muhtar olduğuna, tevafuk ciheti ise Sâniin Vahid-i Ehad olduğuna delâlet ederler..." cümlesini açıklar msısnız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevafuk, insanların yapı, sistem ve aza noktasından bir birlerinin aynı olmalarıdır ki, bu durum usta sanatkarın bir ve yekta olduğuna işaret ediyor. Her insanın kalp, beyin, göz, burun gibi azalarda aynı olması sanatkarın bir olduğuna bakar. 

Tehalüf ise, temelde ortak tarafı olan insanların, ayrıntıda birbirlerine benzemeyip, hepsinin ayrı bir kimlik ve şahsiyet ile muttasıf olmasıdır. Her insana ayrı bir kimlik ve şahsiyetin verilmesi Allah’ın irade ve seçme sıfatını ispat ediyor. Bir insana bir kimlik ve şahsiyet verileceği zaman, milyonlarca imkan içinden, yani sayısız kimlik ve şahsiyet içinden seçilip verilmesi lazımdır. Bu da açık bir şekilde Allah’ın sonsuz iradesine işaret edip ispat ediyor.

 İmkan ile irade arasında zaruri bir ilişki ve bağ vardır. Şöyle ki: İmkan, mevcudatın varlığının ve yokluğunun müsavi, yani eşit olma haline denir. Mevcudat, varlık ve yokluk ortasında  mütereddit bir durumda iken, Vacibü'l-Vücut olan Allah, yani varlığı kendinden olan Allah, ezeli iradesi ile bu tereddüdü bozup, mevcudata varlık rengini  vermiştir. Yani Allah imkan dahilinde olan mevcudatın yokluk cephesini değil, varlık cephesini seçmiştir. Bütün mevcudat varlık sahasına çıkma hususunda ve noktasında  Vacibü'l-Vücut olan Allah’a muhtaçtır.

Şayet Allah bu mevcudatın varlık sahasına çıkmasını irade etmese idi, mevcudat  asla varlık sahasına çıkamazdı. Bu yüzden imkan, yani varlığı ve yokluğu eşit olan her şey vücub mertebesinde olan Allah’a bakar ve ona muhtaçtır ve onun irade sıfatı ile zaruret derecesinde münasebet içindedir. 

Nasıl eşya varlığın ilk aşamasında Vacip bir Varlığa muhtaç ise, varlık sahasına intikal ettikten sonraki, imkan aşamaları içinde de vacip olan Allah’ın iradesine ve seçimine muhtaçtır.

Bir insanın siması milyonlarca imkan ve seçim içinden seçilip tahsis ediliyor. Öyle ki, o seçim yapılırken, yani bir insana yüz kimliği verilirken, diğer verilmiş olanlara benzememek için onların da nazardan ve kontrolden geçirilmesi gerekiyor ki, öyle verilebilsin. Yoksa herkesin yüz kimliği birbirinden farklı olamazdı, tornadan çıkmış gibi her şey birbirine benzerdi. Demek her insanın yüz kimliğinde Allah’ın tercih ve seçimi güneş gibi parlıyor ve onun sonsuz ilim ve irade sahibi olduğunu kör gözlere gösteriyor.  

Mesela, bir atom sayısız cisimlere veya vücutlara girme kabiliyetinde iken, en uygun ve mükemmele girmesi ve girdikten sonra her aşamada başka imkanlar ile karşılaşması ve oralarda da bir tercih edici ve tahsis edicinin varlığına muhtaç olması, gayet mükemmel derecede tevhide işaret eder. Atomun her adımı tevhide bir levha hükmündedir. Şuursuz atomun o binlerce imkan ve tercihler içinde en mükemmelini ve kendine en uygun olanı bilmesi ve tercih etmesi imkansız olduğu için, o adımların ve hareketlerin her safhasında ve aşamasında Allah’ın tercih ve tahsisini görmek katiyetle zaruridir. Üstad Hazretleri böyle bir tarz ve yol ile her şeyin üstünde imkan ciheti ile tevhide delil getiriyor.

Özet olarak, insanların yüzündeki, sesindeki, tenindeki, parmak izlerindeki  farklılıkların hepsi Allah’ın sonsuz ilim ve iradesini ispat ettiği gibi, bütün insanların ortak ve benzer noktaları da tevhidin birer mührü, birliğin sikkesi hükmündedir. Bu pencereye teşabüh ve tehalüf penceresi diyebiliriz. 

Sorudaki kısmı okumak için tıklayınız:

Mesnevi-i Nuriye, Zerre

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...