Block title
Block content

"Bütün mahlukatın tahiyyat-ı mübarekelerini ve salavat-ı tayyibelerini kendi hesabına Allah’a takim etme" ifadesinde; bütün mahlukatın tahiyyat ve salavatı ifade etmesi nasıl oluyor? Bunların tamamını herkes Allah’a bihakkın takdim edebilir mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her mahlûkun Allah’ı tespih ettiği ayetle sabittir. Bu tespih çok yönlüdür. Bunlardan birisi Allah’ın kendisine ihsan ettiği hediyeleri ilan etmesidir. Tahiyye hediye manasını, salavat ise rahmet manasını ifade eder. “Hediye-i rahmet" ifadesinde her iki mana birlikte bulunur.

Üstadımız mahlukata yapılan rahmetleri Yirmi Dördüncü Söz'de sıralarken ilk nimet olarak “ademde kalmayıp vücuda gelmeyi”, yani yokluktan kurtulup var olmayı zikreder.

Daha sonra vücudun “pek çok eşkal ve vaziyetlerinden Müslim sıfatıyla insan suretine gelmeyi” en ileri bir rahmet olarak nazara verir.

İşte bu en büyük rahmete mazhar olmuş bulunan mümin insan, namazda bütün mahlukatın manevi tahiyyelerini de nazara alarak kendi namına Allah’a takdim eder; “iyya ke na’büdü” (biz ancak sana ibadet ederiz) derken, Allah’ın emri dairesinde hareket eden, O’nun kendisine yüklediği görevi eksiksiz yapmakla Rabbine ibadet etmiş olan bütün mahlukatı arkasına alıp, onların bütün ibadetlerini Allah’a takdim etmesi gibi.

Kendi hesabına takdim konusuda Üstad'ın çok güzel bir misali vardır. Aynen aktarmak istiyorum:

“Eğer desen: "Şu küllî hadsiz nimetlere karşı nasıl şu mahdud ve cüz'î şükrümle mukabele edebilirim?"

"Elcevab: Küllî bir niyetle, hadsiz bir itikad ile... Meselâ: Nasılki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile, bir padişahın huzuruna girer ve görür ki, herbiri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş. Onun kalbine gelir: "Benim hediyem hiçtir, ne yapayım?" Birden der: "Ey seyyidim! Bütün şu kıymetdar hediyeleri kendi namıma sana takdim ediyorum. Çünki sen onlara lâyıksın. Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim." İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyetinin derece-i sadakat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek itikad liyakatını, en büyük bir hediye gibi kabul eder. Aynen öyle de: Âciz bir abd, namazında "Ettahiyyatü lillah" der. Yani: Bütün mahlukatın hayatlarıyla sana takdim ettikleri hediye-i ubudiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu sana takdim ediyorum. Eğer elimden gelseydi, onlar kadar tahiyyeler sana takdim edecektim. Hem sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın. İşte şu niyet ve itikad, pek geniş bir şükr-ü küllîdir. Nebatatın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir.”
(Sözler, Yirmi Dördüncü Söz)

Her tahiyyatta bu mana çekirdek olarak mevcuttur. Ama ağaç olması, meyve vermesi kişiler arasında çok farklılık gösterir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...