Block title
Block content

Cehennem de olsa beka isterim, cümlesine binaen; ebedi azapta ebediyet kavramının tadı alınabilecek mi, bu konuyu açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S- Pekâlâ, o ebedî ceza hikmete muvafıktır; kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlâhiyeye ne diyorsun?"

"C- Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azap içinde mevcut kalacaktır. Vücudun -velev cehennemde olsun- ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve mâsiyetlerin de merciidir. Vücut ise, velev cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır. Maahaza, kâfirin meskeni cehennemdir ve ebedî olarak orada kalacaktır."(1)

İnsanın mahiyetine birçok hissiyat ve latifeler konulmuştur. Bu hissiyat ve latifelerin hepsinin hüküm ve sezme biçimleri veya hissediş kuvvetleri birbirlerinden farklıdır. Mesela; vicdanın hissettiği ince bir meseleyi, akıl tartıp şekillendiremez. Ya da kalpte ince ve latif bir şekilde beliren manayı, kesif ve maddi olan dil ifade etmekte zorlanır vesaire. Bu hüküm ve meseleleri hesaba katmadan değerlendirmeye gitmek yanlış olur.

Üstad'ın yukarıda da ifade ettiği gibi; bu mesele tenle ve cesetle ilgili değil, vicdanla ilgili bir meseledir. Yani; ebedi yokluğu vicdan penceresinden değerlendirirsek, vicdan, cehennem de olsa ebedi yaşamayı isteyecektir. Ama meseleye ceset ve tenden bakacak olursak, elbette insan, cehennem ateşine karşı toprak olmayı hatta belki de yok olmayı arzu edecektir.

Bu meselede nefsin hükmü ile vicdanın hükmü karıştırıldığı için, insanlar meseleyi mübalağa zannediyor ya da hissedemiyor. Halbuki nefis hazır andaki bir gram  azaptan kurtulmak için, ilerideki bin ton mükafatı reddedecek mahiyettedir. Aynı şekilde bir gram hazır menfaat için de ilerideki binler ton azabı kabul edecek bir ahmaklıktadır. Nefsin bu karanlık ve ahmak penceresinden bakılırsa, elbette vicdanın bu ince ve latif meselesi idrak olunamaz.

Özellikle maddeci felsefenin hisleri ve duyguları yaraladığı bu asırda, insanların böyle vicdani hükümleri ve meseleleri idrak etmeleri pek mümkün görünmüyor. Zira materyalist felsefe; insanların ince, latif, hassas hissiyatlarını ve sezme kuvvelerini dumura uğratıp köreltmiştir. Bu körelmiş hissiyatlar; ancak tahkiki bir iman dersi ile yeniden hayat bulabilirler. Hassasiyeti gitmiş bir terazi; ancak kaba ve kesif şeyleri tartıp ölçebilir. Bizim vicdan terazimiz, şayet Üstad'ın vicdan terazisi gibi latif ve hassas olsa idi, biz de, "cehennem de olsa ebed isterim" vicdani hükmünü anlayıp tartabilirdik.

Azap içinde iken, ebediyeti tatmayacak, tespiti nispi bir şeydir. Halbuki insan varlık ve yokluk tercihini genel olarak yapar, bir olayın tesiri ile yapmaz. Şayet bir olayın tesiri ile hareket umumi bir yol olsa idi, bugün insanlık hayatını devam ettiremez idi. Demek hususi olayların tesiri ile umumi olaylardaki hüküm karıştırılmamak gerekir.

Şayet sadece insanın vicdanı cehenneme atılsa idi, yokluk ve hiçliğe karşı, ebed  ebed diye bağıracaktı. Sadece nefis ve ceset cehennemde olsa idi, belki o zaman hüküm değişebilirdi.

(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 8.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3746 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

mesece

Esselamu Aleykum, Hem Zeynelabidin kardeşimin sualine kısa bir cevap hem de yukarıdaki cevaba küçücük bir katkı olarak, bu mesele için şu hususları ifade edebilirim: Değerli kardeşim, evet ebedi azab zaten başlı başına bir cezadır. neden böyle bir cezaya razı olunsun? diye insanın aklına gelebiliyor... fakat dikkatli bir şekilde durumu tetkik ve tahlil ettiğimiz zaman görürüz ki: "Bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden "ah" çekti. "Cehennem de olsa beka isterim" dedi." cümleleri haza hakikattır. Bu cümle ve hükmün ne kadar doğru ve hakka muvafık olduğunu anlamak için bir misal verelim: İşlemiş olduğu bir cinayet ya da ihanetten dolayı idama mahkum edilen ve asılmak üzere olan bir kimsenin ruh hali ve hayata bakışı ile değerlendirelim. "İdam edilmek ile", "zor, sıkıntılı, azap içinde bir müebbet hapis cezası" gibi iki seçenekli bir teklife muhatap olsa, tevehhüm, his ve heves aldatmamak şartı ile, hiç şüphesiz ki asılmaktan, idam edilmektense bir hücrede dahi olsa, zor şartlar altında dahi kalsa ebedi hapsi tercih edecektir. eğitimci sıfatıyla yüzlerce hükümlü ve tutuklu ile birebir muhatap olan birisi olarak açık ve net olarak ifade etmeliyim ki iki cezanın birbiriyle mukayese edilmesine dahi lüzum yoktur. Ahirette ayet-i kerimenin ifade ettiği "keşki toprak olsaydık" cümlesi, yok olmayı arzulayış ya da yokluğu-idamı tercih etme durumu değil... sadece nihayetsiz bir mahcubiyet ve aldanmışlığın zaruri bir neticesi ve kaçınılmaz ifadesidir diye düşünüyorum. Selam ve dua ile...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Elmas Kılıç
Selamün aleyküm,ben de bu mevzuyu merak etmiş ve araştırmıştım.Ve öğrendim ki hayvanların ahirette cisimleri toprak olup ruhları cennete gidecekmiş dolayısıyla bu duruma şahit olan kafirlerde onlara özenip onların durumunda olmayı temenni etme babında "Keşke toprak olsaydık" diyecekler, yani arzulanan mutlak yokluk değil
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...