Block title
Block content

"Cemaatlerin rabıtalarında unsuriyet, milliyet yerine rabıta-i dini ve sınıfî ve vatani kabul eder." ifadesinin izahını istirham ediyoruz. Özellikle, rabıta-i sınıfî konusunu nasıl anlamalıyız; örnekler verebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanlar dinlerine, memleketlerine, mesleklerine, ilgilendikleri ilim dallarına, spor kollarına, konuştukları dillere ve daha nice kriterlere göre, farklı sınıflandırmalara tabi tutulurlar. Din ve vatan kavramları da sınıflandırmada yer alan bir kol olarak düşünüldüğünde, rabıta-ı sınıfî kavramının, daha çok, “meslek gruplarını” hatıra getirdiğini söyleyebiliriz.

Esnaf ve sanatkarlar birliği dendiğinde iki ayrı sınıf karşımıza çıkar. Ticaret  erbabı da ayrı bir sınıftır ve kendi içinde sermayelerine göre ayrı sınıflara ayrılırlar; küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin sahipleri ayrı birer sınıf teşkil ederler.

İlim adamları ayrı bir sınıftır. Bu da kendi içinde birçok kollara ayrılır. Üniversitelerde genellikle üçlü bir sınıflandırmaya gidilir: Sosyal bilimler, fen bilimleri ve tıp bilimleri.

İşçiler ve memurlar ayrı iki sınıftırlar; bunlar da kendi içlerinde birçok alt kolları ayrılırlar. Örnekleri artırabiliriz.

Bu sınıflardan her birinin kendi içlerinde birlik sağlamaları, problemlerinin çözümünde birbirlerine yardımcı olmaları, günümüzün dünya şartlarında bir ihtiyaç haline gelmiştir. Sendikalar, federasyonlar, konfederasyonlar, dernekler, sempozyumlar, açık oturumlar hep aynı sınıfta görev yapan fertler arasında kurulur ve icra edilir.

İhlas Risalesi'nde, müminler bir vücudun uzuvlarına ve bir fabrikanın çarklarına benzetilir. Toplum hayatındaki farklı sınıflar da bu manada bir ahenk içinde çalışırlarsa, ihtisaslaşma ve yardımlaşma ile her bir sınıf kendi içinde büyüyüp geliştiği gibi, bunların tamamının meydana getirdiği toplum bünyesi de sağlam ve mükemmel olur.

Bugün hem ekonomi, hem de bilim konusunda sınıflara ayrılma ve  her sınıfın kendi içinde işbirliğine ve ihtisaslaşmaya gitmesi, ülkelerin sınırları aşmış, farklı inanç sahiplerini ortak bir gaye ve menfaat etrafında rahatlıkla toplamak mümkün hale gelmiştir.

Dünyadaki bu yeni tablodan, İslâm adına ve insanlara hak ve hakikat yolunu göstermek namına faydalanmanın tek yolu, kendi sahasında başarılı Müslümanlar yetiştirmek, bunların sayılarını artırmak ve kendi meslektaşlarıyla yaptıkları dünyevî yardımlaşmalara bir ruh katarak, bu işbirliğinden İslâm’ın güzelliklerini takdim noktasında azamî derecede istifade etmenin yollarını aramaktır. Sahasında yetişmiş elemanlar bu işi üslenebilirler. Üstad'ın koyduğu şu şartı önemle dikkate aldıkları ve uygulama sahasına koydukları takdirde, çok hayırlı hizmetler yapabilirler.

“Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dahil olacaklardır.”(1)

(1) bk. Münazarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...