Block title
Block content

"Cemâl ile ehadiyet كُلِّىٌّ ذُو جُزْئِيَّاتٍ şümulüne dahildir. Celâl ile Vâhidiyet كُلٌّ ذُو اَجْزَاۤءٍ unvanına dahildir" Burayı açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Cenab-ı Hakka hamdler, şükürler olsun ki, mesâil-i nahviyeden isimle harf arasındaki mânevî farkla çok mühim meseleleri bana öğretmiştir. Şöyle ki:"

"Harf, gayrın mânâsını izah için bir âlet, bir hâdim olduğu gibi, şu mevcudat da Esmâ-i Hüsnânın tecelliyatını izhar, ifham, izah için birtakım İlâhî mektuplardır ki, içlerinde yazılı delâil, berâhin, havârık, mucize-i kudrettir. Mevcudat bu vecihle nazara alınması, ilim, iman, hikmettir. Şayet isim gibi müstakil ve maksud-u bizzat cihetiyle bakılırsa, küfran ve cehl-i mürekkep olur."

"Ve keza, mesâil-i mantıkıyeden "küllî" ile "küll" arasındaki farkla rububiyete dair çok meseleleri öğrenmiş bulunuyorum. Cemal ile ehadiyet külliyyün zû cüz'iyât şümulüne dahildir. Celâl ile Vâhidiyet kûllün zû eczâ unvanına dahildir."
(1)

 Mana-i harfi: Mahlukata ve bütün kainata Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile bakmaktır. Yani kendi başına bir mana ifade etmez. Ancak başkasına işaret ederse anlam kazanır manasınadır. Bir elmada kendi nefsine bakan bir yön varsa, Mucidi ve Sanatkarı olan Allah’a bakan  yüzlerce yönü vardır. İşte burada sanatkara ve mucide bakan yüzlerce yöne; manay-ı harfi denilmiştir. Aynı şekilde eneye de manay-ı harfi ile bakmak; Allah’ın isim ve sıfatlarını anlamak, kıyas etmek anlamındadır.

Mana-ismi: Mahlukata ve kainata Allah namına ve Allah’ın sanat ve eseri olarak bakmamak demektir. Yani; mahlukat ve kainata kendi namına bakıp, sanatkar ile olan ilişkisini koparmak manasınadır. Elmayı Allah’ın sanatı olarak değil, sadece nefsine bakan yönü ile değerlendirip, Allah’a bakan binlerce nispeti ve işareti kesmektir. Benlik duygusunu  mevcut görüp, Allah ile nispetini kesmek demektir. İnsanın cüzi kudretçiğini, Allah’ın sonsuz kudretini  kıyas ederek anlamakta değil, firavunlukta kullanmasıdır.

Aynada yansıyan ışık, aynanın kendi malı değil, güneşin malıdır. İnsanın benliği de bir ayna gibidir. Bu benlikte görünen cüzi ilim, irade,  kudret, sahiplik gibi hissiyatlar, Allah’ın isimlerinden yansıyan tecellilerdir.

"Ve keza, mesâil-i mantıkıyeden "küllî" ile "küll" arasındaki farkla rububiyete dair çok meseleleri öğrenmiş bulunuyorum."

 Cüz-Küll: Küll; bütündür, cüz ise; bütünün bir parçasıdır. Cüz, küllün bütün özelliklerinden sadece bir tanesini üzerinde barındırır. Mesela; insan bir külldür, yani bütündür, parmak ise bu küllün bir parçasıdır. İnsan denilince bütün azalar ve özellikleri akla gelir; ama parmak denildiği zaman, sadece parmak ve kendine mahsus özelliği akla gelir. Cüz-küll ilişkisinde, parça-bütün ilişkisi hakimdir, parça ile bütün arasında rabıta ve bağ zayıftır. Burada cüz, küll olmadığı gibi; küll de cüz değildir. Yani; insana nasıl parmak diyemiyorsak, parmağa da insan diyemiyoruz. 

Cüzi- Külli: Cüzi, küllinin küçültülmüş bir modelidir. Küllide ne varsa, hepsi cüzide de vardır. Cüzi ile külli, keyfiyeten aynı, kemiyeten farklıdır. Küllide azametli ve haşmetli olan meseleler, cüzide de aynen; ama küçültülmüş ve mütevazi olarak vardır. Cüziye bakarak külli hakkında fikir edinilebilir. Mesela; İnsan cüzi iken, insanlık küllidir. İnsanlıkta ne varsa aynısı insanda da vardır. İnsan ile insanlık arasında sadece kemiyet farkı vardır.

Bir çiçek ile bir çiçek bahçesinin ifade ettiği hakikat ve manalar aynıdır. Aralarında bir fark vardır; o da külliyet ve cüziyettir. Çiçek cüzidir, bahçe ise küllidir. Çiçek ve üzerindeki manalar, zihinde berrak ve net bir şekilde okunup ihata edilebilir. Ama bahçe ve üzerindeki hakikati idrak ve ihata o kadar kolay değildir. Bu yüzden bahçeyi zihinde toplayıp somutlaştıracak bir şahs-i maneviyi düşünmek gerekir ki; cüziyet bu manayı ifade ediyor.

"Cemal ile ehadiyet külliyyün zû cüz'iyât şümulüne dahildir. Celâl ile Vâhidiyet kûllün zû eczâ unvanına dahildir."

Allah’ın isim ve sıfatlarının iki tarzda ve iki tecelli mahalli vardır.

Birisi: Kainatın umumu üzerinde büyük ve azametli tecelliyatıdır.

Diğeri ise: Kainatın bir cüz’ünde ve cüz’isindeki küçük  tecelliyatıdır.

Kainatın umumunda tecelli eden o isim ve sıfatlar, çok azametli ve Kibriyalı olmasından, okunması ve ihata edilmesi herkese müyesser olmuyor. Onun için Allah, o kainatın umumundaki  Azametli ve Kibriyalı olan tecelli yazısını herkesin rahat ve kolaylıkla okuyabileceği boyutlara indiriyor.

İşte, Kainatın umumunda azamet ve Kibriya ile tecelli eden isim ve sıfatlarına vahidiyet denir. Onun küçük bir modeli hükmünde olan cüz’ündeki tecelliyatına da ehadiyet denir.

Vahidiyet: Külli ve umumi tecelliyattır.

Ehadiyet ise, cüzi ve hususi bir tecelliyattır.

Bu hakikate, şöyle bir temsil ile bakabiliriz.

Mesela, büyük bir denizin üstüne, denizi ihata edecek kadar büyük harflerle kelime-i tevhit yazılsa, bu yazıyı okuyabilmek için, denizi kuşbakışı ihata edecek bir mevkie çıkmak lazımdır. Ama buna herkes tam güç yetiremeyeceği için, o yazıyı yazan zat, aynı manayı ve şekli ifade eden o yazıyı denizin damlalarına da  yazıyor. Böylece her nazar sahibi o denizin umumu üstündeki yazıyı damlalar vasıtası ile okuyor. Sonra o denizin üstündeki haşmetli yazıya intikal ediyor. Yoksa, damla olmasa, o yazıyı okuması mümkün değildir.

İşte, deniz kainattır. O yazı ise Allah’ın  isim ve sıfatlarının tecellisidir. Damla ve üstündeki aynı yazı ise, kainatın umumundaki o tecellilerin cüzündeki tecellisidir. Deniz, Vahidiyeti; damla ise Ehadiyeti temsil ediyor. Bütün nebatat veya umum çiçekler, vahidiyeti gösterir. Küçük ve tek bir çiçek ise, Ehadiyeti gösterir. Vahidiyet, Azamet ve Kibriya’yı temsil eder; Ehadiyet ise, cemal ve şefkati temsil eder.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Onuncu Risale | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4252 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...