Block title
Block content

Cenab-ı Hak, Nur ismi ile cennet ve diğer nur veren cisimleri (güneş ve yıldızlar gibi) yaratmıştır. Cehennem ve diğer zülmani cisim ve varlıkları hangi ismi ile yaratmıştır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur ismi en kapsamlı olarak şu ayette zikrediliyor:

"Allah göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun misali, tıpkı içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. Lamba bir sırça (cam) içinde, o sırça da sanki parlayan incimsi bir yıldız!  Bu lamba, doğuya veya batıya mensup olmayan kutlu, pek bereketli bir zeytin ağacından tutuşturulur. Bu öyle bereketli bir ağaç ki, nerdeyse ateş değmeden de yağ ışık verir. Işığı pırıl pırıldır. Allah dilediği kimseyi nûruna iletir. Gerçeği anlamaları için insanlara böyle temsiller getirir. Allah her şeyi bilir."(Nur, 24/35)

Nur;  “Görmeye vesile olan ışık” veya “Işık kaynağı” anlamına gelir. Bu anlamı ile nur yaratılmış olduğundan, âyetin ilk cümlesi: “Allah, güneş vb. ışık saçan cisimleri yaratmak sûretiyle gökleri ve yeri aydınlatan” veya “Göklerde ve yerde olanları sapıklıktan kurtaran, hidâyete erdiren, aydınlığa çıkaran” diye tefsir edilir. Hülasa Nûr ismi, Allah Teâla hakkında bazı alimlerce mecazî, bazılarınca da hakikî mânada değerlendirilir. Birçok çağdaş müfessir, bu âyetin devamında, başka bazı gerçekler arasında, bir de elektrik ampülüne işaret edildiği kanaatindedirler.

Nur isminin tecellisini sadece maddi ışık olarak anlamak dar bir bakış açısı olur. Nasıl Allah’ın Rezzak isminin küçük bir karıncadan tut ta bütün canlıların beslenmesine kadar geniş ve külliyetli bir tecelli sahası vardır, Nur isminin de aynı şekilde güneşten tutun ta alem-i ahiret ve insanın kalbindeki  hidayete kadar geniş ve külliyetli tecellileri vardır. Evet  insanın hidayet nuru ile aydınlanması ve bu aydınlık ile kendi alemini ışıklandırması bir cihetle Nur isminin insan mahiyetindeki bir  tecellisidir. Yani Nur isminin kesif ve latif böyle çok külli ve muhtelif tecellileri vardır.

İnsan ayrıca mahlukat içinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp ölçecek geniş mahiyete sahip tek mahluktur. İnsan sahip olmuş olduğu his ve cihazlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerini tartıp ölçebilir. Mesela, midenin açlık hissi ile Rezzak ismini, tat alma duyusu ile Allah’ın Kerem ve Muhsin ismini, cüzi iradesi ile Allah’ın külli irade sıfatını, cüzi ilmi ile Allah’ın sonsuz ilim sıfatını bilebilir. Demek insanın mahiyetindeki her bir cihaz ve duygu, aynı zamanda Allah’ın isimlerine açılan birer kapı birer pencere hükmündedir. İnsan evladına olan cüzi şefkati ile Allah’ı mahlukatına olan külli şefkatini idrak ve kıyas eder.

İnsanın Allah’a olan işareti ve isimlerine olan mazhariyetini Üstad Hazretleri şu şekilde beyan ediyor:

"BİRİNCİ NOKTA: İnsan, üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir aynadır."

"Birinci vecih: Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de, insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor, vehâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle aynadarlık ediyor. Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a'dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdanı daima Vâcibü'l-Vücuda bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir."

"İkinci vecih aynadarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev'inden cüz'î ilim, kudret, basar, sem', mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz'iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem'ine, hâkimiyet-i rububiyetine aynadarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, 'Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder.' ve hâkezâ..."

"Üçüncü vecih aynadarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder. Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır."(1) 

Cehennem gibi ceza yeri olan bir mahlukatın yaratılmasında bir isim değil, yüzlerce isimler hisse sahibidir. Mesela, cehennemin kurulmasında Adl ismi çok önemli bir paye sahibidir. Ama fiziki ve maddi tecelli noktasında Kahhar, Cebbar, Müntakim, Nur, Celal gibi isimler baş aktörlerdir diyebiliriz. 

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...