Block title
Block content

"Cenab-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkal ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan sûretine getirmiştir..." devamıyla izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Cenab-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkal ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan sûretine getirmiştir. Mebde-i hareketin ile son aldığın sûret arasında müteaddid vaziyetlerin, menzillerin ve etvâr ve ahvâlin herbirisi sana ait nimetler defterine kaydedilmiştir. Bu itibarla, senin geçirmiş olduğun zaman şeridine elmas gibi nimetler dizilmiş, tam bir gerdanlık veya nimetlerin envâına bir fihriste şeklini veriyor.

Binaenaleyh geçirmiş olduğun vücudun her menzilinde ve vaziyetinde, etvârında, ahvâlinde: “Nasıl bu nimete vâsıl oldun? Ne ile müstehak oldun? Ve şükründe bulundun mu?” diye suale çekileceksin. Çünkü, vukua gelen haller suale tâbidir. Amma imkânda kalıp vukua gelmeyen şeyler suale tâbi değildir. Geçirmiş olduğun ahvâl, vukuattır. Gelecek ahvâlin ademdir. Vücud mes'uldür, adem ise mes'ul değildir. Öyle ise, mâzide şükrünü edâ etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lâzımdır."

Bu derste biri tefekkür diğeri şükür olma üzere iki temel mesaj üzerinde duruluyor. “Senin geçirmiş olduğun zaman şeridine elmas gibi nimetler dizilmiş”  cümlesi, bize küllî şükür dersi veriyor. Yâni, şükrümüzü sadece şu anda elde ettiğimiz bir nimet, yahut hemen yediğimiz bir yemekle sınırlandırmayıp mâziye de yaymamız gerektiğine dikkat çekiliyor.

İlk ve en büyük nimet ademden vücûda gelmek, yâni yokluk karanlıklarından kurtulup var olmak, en son mazhar oluğumuz nimet ise “müslim sıfatıyla insan olmak”tır.  Bu iki uç nokta arasında hadsiz varlık çeşitleri mevcuttur  ve biz onlardan birine mazhar  olabilirdik. Ne yoklukta kalmışız, ne bitki hayatı ne de hayvan hayatını  tanımadan doğrudan insan olmuşuz.Ve Üstat hazretlerinin “insaniyet-i Kübra” dediği Müslümanlık şerefine nail olmuşuz. Bu yolculuğun bazı sahaları, tavırları, halleri de var. Meselâ, ana rahmi bu yolculuğun çok önemli bir safhası. O dokuz ayda geçirdiğimiz her safha, bunların her birinde bize takılan yeni nimetler, başka haller, dünyaya adım attığımızda süt nimetini hazır bulmamız  düşünüldüğünde  “tam bir gerdanlık veya nimetlerin envâına bir fihriste şeklini veriyor.”

“Vücûd mes'uldür, adem ise mes'ul değildir.”

Bütün bu nimetlerin bize mazide ulaştığı ve onlardan istifade ettiğimiz bir vakıadır. Henüz ulaşmadığımız ve istikbalde erebileceğimiz makamlar ve tadabileceğimiz nimetler ise şu anda mevcut değildir, adem âlemindedir. Onlara ulaştığımız taktirde onlar da vücut âlemine dahil olmuş olurlar. O hale biz onlara şükretmekten  şu anda sorumla değiliz, ama kavuştuğumuz ihsanlar vücuttur, yâni var olmuşlar, bize tattırılmışlardır, bunlara şükretmekten sorumluyuz.

Nimet şükrü gerektirdiğine göre bunların her biri için ayrı bir şükür borcumuz var demektir. Ancak, insan olup, belli bir aklî olgunluğa kavuşuncaya  kadar bu niletleri bilecek ve onlara  şükredecek halde değildik. Öyle ise, şimdi akıl ve hayal nimetlerini birlikte kullanarak bütün bu İlâhî ihsanları düşünelim ve hayal edelim. Ve “mâzide şükrünü edâ etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lâzımdır.”  ikazına kulak vererek mâzide yapamadığımı şükürleri kaza edelim.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...