Block title
Block content

"Cenab-ı Hakk'a malûm ve ma’ruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur... Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, ma’rufiyet şuâları bir derece tebârüz eder." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Cenab-ı Hakk'a malûm ve ma’ruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı ilâm edecek bir ifâde de değildir. Maahaza, o ünvan ile fehme gelen mânâ, sıfât-ı mutlakayı berâberce alıp zihne ilka edemez. Ancak, Zât-ı Akdesi mülâhaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, ma’rufiyet şuâları bir derece tebârüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfât-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû  etmesi ağır gelmez."

“Cenâb-ı Hakk'a malûm ve ma’ruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur.”

Üstat hazretlerinin “Hakikat-i mutlaka mukayyed enzâr ile ihâta edilmez.”   cümlesiyle verdiği büyük ders bu gibi yanlışlara kapılmamak için en büyük bir irşat kapısıdır. Yâni, insanın  sınırlı olar aklı, mutlak ve sonsuz hakikatleri ihata edemez, her yönüyle tam olarak bilemez. Bu hakikatlerin başında Allah’ın kudsî mahiyeti ve sonsuz sıfatları gelir.

Gözün her gördüğü mahluk olduğu gibi, aklın da her anladığı mahluktur. O halde bir insan   “Cenâb-ı Hakk'a malûm ve ma’ruf ünvanıyla bakacak olursa”   Allah’ın zâtı ve sıfatlarının mahiyeti hakkında bildiğini sandığı şeyler bütünüyle yanlıştır, batıldır, hurafedir. Dolayısıyla da hatalı böyle bir bakış ile Allah bilinmemiş, meçhul kalmış olur.

İnsanın bilgileri ya düşünme yoluyla kendi aklının meyveleridir, yahut çevresinde gördüğü ve işittiği şeylere dayanır. Allah’ın zâtı tefekkür edilmez, başkalarından duyulan ve örfe dayanan yanlış bilgiler de insana hak bir inanç kazandırmaz. Allah hakkında tek doğru bilgi kendi kelamından ve elçileri olan peygamberlerden alınabilir. Bu hak bilgiye ve doğru inanca göre, “Akıl, Allah’ın varlığını bilebilir, birliğine ulaşabilir, ama zâtının mahiyetini bilemez. O’nun sonsuz olan sıfatları da  sınırlı akla sığmazlar.”  Cenâb-ı Hakka malum unvanıyla bakan kişinin zihninde teşekkül eden farazi İlah akıl mahsulüdür; Bu vehmi İlah ne  vacib bir vücûda sahiptir, ne de  sonsuz ve mutlak sıfatlara.  Bu kişi “Zât-ı Akdesi”  kendi zihninde  öyle bir mülahaza etmiştir  ve bu  mülahaza eksik ve batıldır.

“Cenâb-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, ma’rufiyet şuâları bir derece tebârüz eder.”

Bu hakikatin anlaşılmasında bize en büyük yardımcı kendi ruhumuzdur. İnsan, ruh hakkında ne söylese, büyük dese küçük dese, mavi dese yeşil dese hep hata eder. Fakat, “Ruh vardır ama mahiyeti bilinmez.”  dediğinde ruh konusunda sağlam ve doğru bilginin kapısını çalmış olur.

Bir insan da Allah’a “varlığı şüphesiz ama mahiyeti bilinmez” olarak inandığında, “ma’rufiyet şuâları” yâni Allah’ı hak bir inançla tanımanın ışıkları, nurları aklında ve kalbinde bir derece parlar; onun iç âlemini ve inanç dünyasını aydınlatır.

Zâtını mahiyetiyle bilmekten âciz olduğu O “mevcud-u meçhul”ün sonsuz sıfatlarını bilmekten de âciz olduğunu itiraf  eder,  böylece bu sonsuzları O’na isnat etmesi kolay olur. “Ve kâinatta tecelli eden sıfât-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû  etmesi ağır gelmez.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 1166 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...