Block title
Block content

"Cenab-ı Hakk'ı tanıttırdıktan sonra ve Cehennem'in vücudunu isbat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir." bu yöntemin bu asırda pek işe yaramadığını söylüyor Üstad. Madem bu kadar etkileyici değil; neden Kur'an sürekli Cehennemle dehşetli bir şekilde tehdit ediyor? Bu Kur'an'i yöntemi Risale-i Nur neden pek uygulamıyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Haşa, işe yaramadı demiyor. Bu zamanda maddeci ve inkarcı felsefe iman temelini sarstığı için, iman temeline dayanan cennet ödülü ve cehennem korkusu artık insanlara tesir etmiyor diyor. Allah ve ahirete olan inancı iyice zayıflamış birisini cehennemle tehdit etsen pek bir verim alamazsın, denilmek isteniyor.

Bu zamanda bu tarz imanı zayıflamış insanların imanını takviye etmek birinci vazife haline gelmiştir. Risale-i Nur'un ısrarla iman üzerine eğilmesi ve odaklaşması da bu yüzdendir.

"İmansız bir adama namazdan bahsetmek gereksizdir.", demek namazı hafife almak ya da namazın önemini inkar etmek anlamı taşımaz. Gereksiz ifadesi sıralamaya bakıyor, yani "imansıza önce iman anlatılmalıdır" denilmek isteniyor.

"Biz cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki, onların kalpleri vardır, ama bu kalplerle idrâk etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hasılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır." (Â'raf, 7/179)

İmanı zayıflamış insanların nasihat alması tıpkı kafirler gibi zorlaşmıştır. Çünkü ahiret hayatı gaybidir, gayba iman ise, bu zamanda ya tümden gitmiş ya da müthiş bir zafiyete uğramıştır. Cehennem hayatının dehşeti ancak kuvvetli bir inanç ile hissedilebilir. Bu zamanda hocalar kürsüden cehennemi çokça anlatmalarına rağmen etkisi çok az ve sınırlı kalıyor. Hatta camide adam ağlıyor, camiden çıkınca hemen kahveye sıvışıyor.

Öyle ise günümüzde öncelikli hizmet, iman hakikatlerini anlatarak zayıflamış inançları güçlendirmek olmalıdır. Onun ardından, haramların dünyevi zararlarından, helal dairenin dünyevi faydalarından bahsedip, ardından cennet ve cehennemi hatırlatmakla sıralamayı tamamlamak gerekiyor.

"Saniyen, nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir."

"Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azâb-ı müeccelden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar. Şu halde, kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir."(1)

Nefsi ikna etmek çok farklı bir meseledir. Nefis akıl ve mantıktan çok, zarar ve fayda ile hareket eder. Yani nefis o anki fayda ve zarara göre tavır alır. O an fayda ile karşılaşırsa hemen üstüne atlar, zarar ile karşılaşır ise hemen ondan kaçıp uzaklaşır.  

Yani nefis peşin lezzet ya da peşin azaptan hemen etkilenir, ama makul olan gelecekteki bir husustan yani cennet lezzeti ya da cehennem azabından o kadar etkilenmez. Yani nefis veresiyeci değil peşinci bir karaktere sahiptir. Dolayısı ile nefsi ancak ibadetteki dünyevi fayda, günahtaki dünyevi zarar ile ikna etmek gerekiyor.

Akılları gözüne inmiş ve maddeci olan bu zaman insanını, sadece cennet sevdası ve cehennem korkusu ile ıslah etmek çok zor olduğu için, Üstad Hazretleri iman ve küfrün dünyadaki neticelerini göstererek mükemmel bir ıslah tarzı geliştirmiş. Yoksa sırf dünyaya ait mutluluk nazara verilmiyor. Bu tarz ifadeler materyalist olan nefsi ıslah ve yola getirmek içindir.  

Mesela nefis, heva ve vehime denilse "Sen şu hazır bir gram lezzeti terk et, sana bir yıl sonra tonlarca lezzetler verilecek." nefis ve vehim o bir gram hazır lezzeti bir yıl sonra verilecek tonlarca lezzete tercih eder. Zira nefis bir yıl sonrasını düşünüp muhakeme edemiyor, o sadece bulunduğu anı düşünüyor.

Durum ceza noktasında da aynıdır, nefis ve vehime denilse "Şimdi sana bir tokat atacağız, ama bu tokada  mukabil bir hafta sonraki büyük bir azaptan kurtulacaksın." Nefis ve heva hazır bir tokata razı olmaz. Çünkü  o tokadı hemen ve peşinen yiyecek. Halbuki bir tokada bedel bir hafta sonra büyük bir azaptan kurutulacak, ama bunu göremiyor ve bilemiyor.

İşte Risale-i Nur nefis ve heva gibi kör hissiyatları, hazır lezzetin içindeki elemi göstererek ikna ediyor. Yani "Her haram içinde muaccel bir dünyevi elem ve azap var, yaklaşma." diyerek kör hissiyat engelleniyor.  Risale-i Nur'un bu takva anlayışını nev-i şahsına münhasır olarak görebiliriz.

Eski tefsirlerde genelde ahiret, mahşer ve cehennem gibi unsurlar ile nefis terbiye edilirdi. Oysa bu zaman insanını bu gibi gaybi ve istikbali unsurlar ile eğitmek, iman zafiyetinden dolayı yetersiz bir hale gelmiştir. 

Kur’ân'da birçok suçun cezası dünyevi ceza olarak verilmiştir. Hırsızlığa el kesilmesi cinayete kısas uygulanması, zinaya recm cezası verilmesi dünyevi tedbirleri akla getirmektedir. İslam nasihati sadece ahirete göre tanzim etmiş demek vahim bir hatadır. 

(1) bk. Lem'alar,  On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hutbe-i Şamiye | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 841 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...