Block title
Block content

"Cenâb-ı Hakk'ın ef’âli birbirine münasip, âsârı birbirine müşâbih, esmâsı birbirine ayine ve mâkes, sıfâtı birbirine mütedahil, şuûnatı memzuc ise de, herbirisi için hususî bir tavır, bir hal vardır ki, maksud-u bizzat o hususî tavırdır..." izah?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kainat birbiri içinde, birbirlerini gösteren levhalar gibidir. Bir levhaya dikkat kesildiğimizde o levhada hükmeden ismin manasını okurken, sair isimlerin manalarını da zımni olarak okumamız gerekiyor. Zaten Allah’ın sıfatları bir levha üstünde tecelli ederken, birlikte iç içe tecelli ederler; o levhada bir sıfat galip diğerleri ise ona tabi olarak bir ahenk içinde tecelli ediyorlar. Biz o galip sıfatın tesirine girip sair sıfatları görmezsek, o zaman yanlış yapar ve hatalara düşebiliriz.

Mesela, Kadir ve Halık isimleri her şeyi anında ve defi yaratma kabiliyetinde iken, Alim ve Hakim isimleri devreye girip araya sebepleri ve tertipleri yerleştiriyor. Şayet eşya tertipsiz ve sebepsiz, ani olarak birden vücut  bulsa, aradaki hikmet ve ilim manasını göremeyen insan, o eşyayı tabiata veya tesadüfe verebilir.

 Zira eşyanın arkasında sanatkarını en güzel ve parlak gösteren levha ilim ve hikmettir. İlim ve hikmet ise en güzel olarak eşyanın sebep ve tertibi üstünde görünür. Defi ve anilik, ilim ve hikmetin manasına uygun düşmüyor. Oysa eşyayı bütün isimlerin manasına uygun düşünmek gerekir; bir ismin tesiri ve manası ile bakmak hataya sebebiyet verir.

 Bir ismin tecelli dairesine bakarken, sair isimlerin mana ve tecellilerini de zımnen okumak iktiza ediyor. Bir isme odaklanıp sair isimlerin tecelli dairelerini hayali veya yok hükmünde görmek yanlış bir bakış açısıdır. Nasıl Adl ismi kainatta her bir eşya üstünde kendi mana ve hükmünü  gösteriyor ise, Şafi ismi de kendi mana ve hükmünü hastalıklar dairesinde gösteriyor ve bunların hepsi de hakiki ve gerçek bir vücuda ve varlığa sahiptirler.

Eşyanın yerli yerinde yaratılması nasıl hakiki bir adalet dairesi ise, aynı şekilde canlılara rızık vermek de Rezzak isminin hakiki ve esaslı bir dairesidir.

“Herbirisi için hususî bir tavır, bir hal vardır ki, maksud-u bizzat o hususî tavırdır. Sair tavırlar ise tebeîdirler.”(1) 

Bu ifade isim, sıfat, şuunat ve fiiller arasındaki farka işaret ediyor. Yani her bir isim, sıfat ve şuunat kendi mana ve hükmünü göstermek için, eserler ve sanatlar dairesinde hususi ve kendine mahsus tecelli ediyor. Bu  isim, sıfat ve şuunatların iç içe ve memzuc bir şekilde çalışmaları ve tecelli etmeleri birbirlerini aynı kılmıyor, kendilerine özgü hususiyetlerini yok etmiyor.

Mesela, ilim ile kudretin yan yana ve sürekli beraber tecelli etmeleri, birbirlerinin ayni olmasını gerektirmiyor. Eşyada asıl maksat bu sayısız isim, sıfat ve şuunatın kendilerine özgü mana ve hükümlerinin tezahür ve ilan edilmesidir. Sair farklılık ve ihtilaflar bu maksada hizmet ediyorlar. Yani Allah her detayı ile kendini ve kendine ait hususiyetleri izhar ve ilan etmek istiyor.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2447 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...