Block title
Block content

Cenab-ı Hakk'ın nihayetsiz sayıda insanı yaratma kudretine sahip olduğunu, imanımız gereği ve mantıken biliyoruz; ama mahiyetini tam olarak idrak edemiyoruz. Bu konuyu akla takrib edecek açıklama ve örnekler verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela, Allah, cennet ve cehennemi yaratıp, onları ve içindekileri bekaya mazhar etmekle ebedi yaratmasına ve ebedi zenginliğine bir örnek vermiş oluyor. Şimdi bizim vücudumuz nasıl yaratılıyor ise, başka vücutlar da aynı şekilde yaratılabilir. Yani Allah’ın halihazırdaki yaratmaları ilerideki ya da imkan noktasındaki yaratmalarına bir delil, bir teminat hükmündedir. Yaptıkları yapacaklarının teminatı gibidir.

İkincisi, bugünkü fen ilimlerinin ifadesine göre, evrenin oluşumu milyarlarca yıl sürmüştür. Bunları da dikkatle incelediğimiz zaman, ebedi yaratmanın küçük bir nümune ve provaları olduğunu görüyoruz. 

Üçüncüsü, sonsuz olan bir sıfatın hakiki anlamda ihata ile idraki mümkün değildir. Sınırlı bir varlığın sınırsız bir sıfatı kuşatarak inceleyip idrak etmesi mümkün değildir. Ancak bazı icraat ve fiillerinden, cüzi bir kıyas ile aklı yatıştırıp teskin edebiliriz. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Nükte | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2440 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

aynurkus
Bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı-kozmoğrafyanın dediğine bakılsa-küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür'atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne kadar mükemmeldir (sözler) ve sınırsızdır; Muhakkak ki, şeksiz şüphesiz onları Yaratan kudret, sonsuz ve sınırsız, ebedi ve baki sıfatlara sahiptir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Risale-i Nur'dan Haşr-i baharîde görüyoruz ki, beş altı gün zarfında, küçük ve büyükhayvanat ve nebatattan, üç yüz binden ziyade envâı haşredip neşrediyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen ihyâ edip iade ediyor. Başkalarını ayniyet derecesinde bir misliyet suretinde icad ediyor. Halbuki, maddeten farkları pek az olan tohumcuklar, o kadar karışmışken, kemâl-i imtiyaz ve teşhis ile, o kadar sür’at ve vüs’at vesuhulet içinde, kemâl-i intizam ve mizan ile, altı gün veya altı hafta zarfında ihya ediliyor. Hiç kabil midir ki, bu işleri yapan Zâta birşey ağır gelebilsin, semâvâtve arzı altı günde halk edemesin, insanı bir sayha ile haşredemesin?Hâşâ! (10.Söz, 9. Hakikat)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Risale-i Nur'dan Acaba, muciznümâ bir kâtip bulunsa, hurufları ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin kitabı tek bir sahifede, karıştırmaksızın, galatsız, sehivsiz, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazarsa; birisi sana dese, “Şu kâtip, kendi telif ettiği, senin suya düşmüş olan kitabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak”; sen diyebilir misin ki, “Yapamaz ve inanmam”? Veyahut bir sultan-ı mucizekâr, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve tenezzüh için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri tebdil eder, denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde, sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zâtın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, “O zât, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki, “Kaldırmaz veya kaldıramaz.” Veyahut, bir zât, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, “O zât, bir boru sesiyle, efradı istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlar nizamı altına girerler.” Sen desen ki, “İnanmam”; ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın. Said Nursi r.a. (10.Söz, 9.Hakikat)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
Risale-i Nur’dan Nakkâş-ı Ezelî, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, rû-yiarzın sahifesinde üç yüz binden ziyade envâı, kudret ve kader kalemiyle ahsen-i suret üzere yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçe birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz. Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte derc edip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi? Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarındakemâl-i intizamla zerrâtı emr-i كُنْ فَيَكُونُ ile kaydedip yerleştiren, ordular icad eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misal cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esasiye ve eczâ-yı asliyesini birsayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi? Said Nursi r.a. (Sözler, 10.Söz, 9.Hakikat)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...