Block title
Block content

"Cenâb-ı Hakkın Vâcibü'l-Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var." İzah eder misiniz, "cilve ve dairelere" örnek verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şimdi, ehl-i vahdetü'l-vücud madem  لاَ مَوْجُودَ اِلاَّ هُوَ  der, hakaik-i eşyayı hayal derecesine indirir. Cenâb-ı Hakkın Vâcibü'l-Vücud ve Mevcud ve Vâhid ve Ehad isimlerinin hakikî cilveleri ve daireleri var. Belki aynaları, daireleri hakikî olmazsa, hayalî, ademî dahi olsa, onlara zarar etmez. Belki vücud-u hakikînin aynasında vücut rengi olmazsa, daha ziyade sâfi ve parlak olur. Fakat, Rahmân, Rezzâk, Kahhâr, Cebbâr, Hallâk gibi isimleri ise, tecellîleri hakikî olmuyor, itibarî oluyor. Halbuki, o esmâlar, mevcut ismi gibi hakikattirler, gölge olamazlar; aslîdirler, tebeî olamazlar."(1)

Allah’ın Vücut, Mevcut, Vahit ve Ehad gibi isimlerinin hakiki cilvesi ve tecelli ettiği daire, eşya ve varlık alemleridir. Ehl-i sünnet alimlerinin “Eşyanın varlığı sabittir.” prensibi bu hakikate işaret eden güzel bir serlevhadır. Yani yaratılmış bütün eşya bu isimlerin doğrudan bir tecellisi bir cilvesi oluyor. Allah’ın ilim sıfatı nasıl kainatta hikmet şeklinde kendini gösteriyor ise, bu isimeler de ontolojik (varoluş) olarak kendi mana ve hükümlerini gösteriyorlar.

Vahdet-i vücut, kelime olarak varlığı teklemek ve birlemek anlamına geliyor. Allah’ın varlığı ve birliğinde bir istiğrak halidir. Yani Allah’ın varlığından başka varlıkları yok saymak ve inkar etmek halidir. "Allah’tan başka mevcut yoktur, varlık sadece Allah’a ait bir durumdur." demektir. Bu fikre göre masiva ve mahlukat diye bir şey yoktur, sadece Allah vardır.

Halbuki Ehl-i sünnet "Eşyanın hakikati sabittir." diyerek mahlukatın vücudunu kabul etmişler. Bu yüzden bu meslek hali ve vicdani bir cezbe ve coşkunluk halidir, ilmi ve hakiki bir surete çevrilemez, çevrilirse çok imani problemler ortaya çıkar.

Mesela, "Allah’tan başka varlık yok." denildiğinde ahiret, melekler, kitap, kader, gibi mahluk olan varlıkların da inkarı ortaya çıkar ki, bu çok tehlikeli bir durumdur.

Ama İbn-i Arabi gibi zatlar bu manaları düşünmeden, sadece Allah’ın varlık mertebesini düşünerek ve o varlık boyutunda cezbeye gelerek Allah’tan başka mevcut yok demişler yoksa cezbesiz, akli ve muhakeme tarzında söyleseler dalalet olur.

Bunların durumu güneş ışığının içinde gözü kamaşan bir adamın sair zayıf ışıkları fark edememesi gibidir. İbn-i Arabi Hazretleri Allah’ın varlık güneşinden gözü kamaştığı için sair zayıf varlıkları görememiştir. Bundan dolayı da "Allah’tan başka mevcut yok." demiştir. Ama kendine geldiği zaman yani gözündeki kamaşma gittiği zaman sair varlıkları kabul etmiştir. Bu sebepten dolayı Ehl-i sünnet alimleri İbn-i Arabi’yi mazur saymışlardır.

İşte bu meslekte insan kendi varlık ve benliğini Allah’ın varlığı karşısında ne kadar zayıf ve yok sayabilirse, o derece parlak ve güzel bir makama ulaşır. Bir insanın fikir odasına muhtelif ışık hüzmeleri giriyorsa, burada bir ışığa kuvvet vermenin tek yolu diğer ışıkları söndürmek ya da zayıf hale getirmek ile mümkündür. Öyle ise bu mesleğe göre insanın aleminde Allah’ın varlığını galip ve kuvvetli kılması, ancak diğer varlıkları yok sayması ya da zayıflatması ile mümkündür. Diğer varlıklar sahneden ne kadar çekilirse Allah’ın varlığı insanın zihin sahnesinde o derece parlar denmek isteniyor.

Bu özel meslek Allah’ın Vücut, Mevcut, Vahit ve Ehad gibi isimleri açısından gayet parlak ve cezbedici olabilir, ama Allah’ın isimleri bu isimlerden ibaret değildir. Diğer isimlerde eşya ile kendini parlak bir şekilde gösteriyor. Öyle ise eşyayı ademe mahkum edip ve birkaç isimde derinleşmek, zannedildiği kemal bir meslek değil nakıs bir meslektir. Hakiki kemal meslek, Allah’ın her ismini parlak bir şekilde eşya üzerinde görebilmektir ki, bu meslek sahabe mesleği olan velayet-i kübra mesleğidir. Risale-i Nur da bu meslek üzerine gidiyor.

(1) bk. Mektubat, On Sekizinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...