Block title
Block content

Cennette zaman var mıdır? Varsa zannımca bir yaşlanma da olur; halbuki ebedi bir gençlik var? Bilgi verir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zaman ve mekan hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını içine alan en temel iki kavramdır. Allah’ın dışında her ne varsa hepsi zaman ve mekan kavramı içindedir ve olmak zorundadır. Zaman ve mekan kavramının dışında bir mahluk (yaratılmış her şey demek) tasavvur edilemez. Çünkü zaman ve mekan Vacübü'l-Vücu'da nispeten dışsallığı (dıyk-ı lafızdan ifade zorluğu çekiyoruz) ifade ediyor.

Yalnız zamanın kesiften latife giden ölçü birimleri vardır. An-ı seyyale (lahza) zamanın en küçük birimi ise, asır, karn da en büyük birimidir. Dünya hayatında geçerli olan zaman kavramı ile ahirette geçerli olacak zaman kavramı arasında letafet açısından büyük bir fark olacaktır.

Dünyada zaman yavaş ve hantal bir şekilde işlerken ahirette zaman şimşek hızında nuraniyet boyutunda işleyecek. Dünyada bir sene zarfında yapacağın işi orada bir dakikada yapacaksın.

Yani cennette zaman o kadar incelip nuraniyet kazanacak ki, zamanın kayıtlarını ve dünya ölçeklerini orada hissetmeyeceğiz. Bu açıdan baktığımızda zaman ve mekan orada dünya kayıtlarından ve ölçeklerinden azade bir şekilde bulunacak.

Nasıl beden riyazet ve ibadet ile nuraniyet kazanıp ruha uygun ve uyumlu bir hale geçebiliyorsa, zaman ve mekan kavramları da ahirette nuraniyet ve letafet kıvamında olacaklar.

Yaşlanma bedenin gelir gider dengesi ile ilgilidir. Bu denge sabit olduğu zaman -ki ahirette böyle olacak- yaşlanma diye bir şey kalmaz. Dünyada bedenin gelir gider dengesi olmadığı için, beden zamanla yaşlanıp yıpranıyor, nihayetinde de dağılıyor, yani ölüyor. Bedende otuz kırk yaşına kadar gelir fazla, kırk yaşından sonra da gider fazla. Gelir fazla iken zinde ve güçlü iken, gider fazlalaşınca zayıf ve güçsüzleşiyor. Âdetullah gereği ahirette bu dengede kalacak.

Yaşlanmanın zamanla bir ilgisi bulunmuyor, faraza bulunsa bile Allah bu ilgiyi ahirette kaldıracak. Üstadımız bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"Sual: Cisim, eğer hayatî olsa, ecza-yı bedenî, daim terkip ve tahlildedir, inkıraza mahkûmdur, ebediyete mazhar olamaz. Ekl ve şürb, beka-yı şahsî; ve muamele-i zevciye ise, beka-yı nev'î içindir ki, şu âlemde birer esas olmuşlar. Âlem-i ebediyette ve âlem-i uhrevîde şunlara ihtiyaç yoktur. Neden cennetin en büyük lezâizi sırasına geçmişler?"

"Elcevap: Evvelâ, şu âlemde cism-i zîhayatın inkıraza ve mevte mahkûmiyeti ise, varidat ve masarifin muvazenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle kadar varidat çoktur. Ondan sonra masarif ziyadeleşir, muvazene kaybolur, o da ölür."

"Âlem-i ebediyette ise, zerrât-ı cisim sabit kalıp, terkip ve tahlile maruz değil; veyahut muvazene sabit kalır, varidatla masarif muvazenettedir. Devr-i daimî gibi, cism-i zîhayat, telezzüzat için hayat-ı cismaniye tezgâhının işlettirilmesiyle beraber ebedîleşir."(1)

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...