Block title
Block content

Cevabın suale her cihetle lüzum-u mutabakatın tahayyülüyle, sualdeki halele ehemmiyet vermeyerek, cevabın zarurî ve nazarî olan hükümlerini, birden me'haz-i sâilden ve menbit-i sualden hûşeçîn olup, alıp müfessir oldu...

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fakat vâ esefâ! Cevabın suale her cihetle lüzum-u mutabakatın tahayyülüyle, sualdeki halele ehemmiyet vermeyerek, cevabın zarurî ve nazarî olan hükümlerini, birden me'haz-i sâilden ve menbit-i sualden hûşeçîn olup, alıp müfessir oldular. Yok, belki müevvil, yok belki mâsadakı mânâ yerine mânâ gösterdiler. Yok, belki mâsadakı olmak caiz ve bir derece mümkün olan şeyi, medlûl ve mefhum olarak tevil ettiler. Halbuki, Üçüncü Mukaddemenin sırrıyla zahirperestler kabul ederek ve muhakkikîn dahi hikâyat gibi ehemmiyetsiz olduğundan tenkitsiz şu tevili dinlediler. O teşrihatı, muharref olan Tevrat ve İncil'de olduğu gibi kabul ederse, akide-i Ehl-i Sünnet ve Cemaatte olan mâsumiyet-i enbiyaya muhalefet oluyor. Kıssa-i Lût ve Davud Aleyhimesselâm, buna iki şahittir."(1)

Bir mesele hakkında soru sorulduğu zaman, sorunun mahiyetinde bir çok mana ve hükümler akla gelebilir. Lakin soruya verilen cevapta, sorunun bütün mahiyetine mutabık bir cevap verilemeyebilir. Yani cevapla soru arasında her cihetle mutabakat olmayabilir. Bu sebeple sorudaki bazı aksaklık ve hatalar cevaba yansımaz. Ama cevabı yorumlayacak birisi, cevaptan çok soruya göre hareket ederse, o zaman sorunun yanlış ve hatalarını cevaba bulaştırabilir. Kur’an da olaylar ve sorular üzerine nazil olduğu için, ayetteki cevaplar soruların mahiyetine göre değil, insanların ihtiyacına göre şekillenmiştir.

Lakin Kur’an’ı yorumlayan bazı müfessirler cevaba göre değil, soruya göre hareket edip anlamaya çalıştılar. Sorunun mahiyetindeki muhtemel manaları cevapla aynı kefeye koydular. Bu da birçok hurafelerin İslam alemine girmesine vasıta oldu.

Kur’an’ın mutlak ve belirsiz bıraktığı bazı tarihi olayları doldurmak ve kayıtlamak için, Tevrat ve İncil gibi bozulmuş eski kitaplara müracaat ettiler. Zira bu kitaplarda mana ve hisseden çok, olayın hikaye ve detayları hakimdir. Halbuki Kur’an hikaye ve detaydan çok, hisse ve belagate önem veriyor. Hisse ve belagate alışkın olmayan hikayeci taife, Kur’an’ın mutlak bıraktığı noktaları, aslı astarı olmayan hurafeler ile tevil edip doldurdular ki, bu da zahirperestlik ve hikayecilik hastalığını netice verdi. Kur’an’ın mutlak bıraktığı noktaları; ancak yine Kur’an’ın başka bir ayeti ya da sahih hadisler doldurabilir, bozulmuş Tevrat ve İncil dolduramaz.

(1) bk. Muhakemat, Birinci Makale, Dördüncü Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

eğirdir
Çok güzel cevap.Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...