Block title
Block content

"Cevap vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Her dua için cevap vermek var. Fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek, Cenâb-ı Hakkın hikmetine tâbidir." cümlelerini izah edebilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Duaya cevap vermek genel bir kavramdır ki, Allah her duaya mutlaka cevap verir. Ayette de ifade edilen husus bu noktadır. Üstad'ın doktor örneğinde ifade ettiği gibi, Allah'ın, kulu duyması ve -tabir yerindeyse- buyur demesi, bir cevaptır. Kabul etmek ise, kulun isteğinin verilmesidir. Bu ise iki şekildedir. Biri kul açısından, diğeri ise Allah açısındandır. İstenen şeyin aynen verilmemesi kul açısından duasının kabul olmadığı anlamına geliyor, ama Allah canibinden daha makbul bir şekilde kabul edilmiştir.

Allah’ın  her dua edenin duada istediği şeyi aynı ile vermesi hikmetine uygun düşmeyebilir. Bu sebeple Allah, dua eden kişinin duada istediği şeyi hikmetine uygun ise aynı ile verir ki, bu da bir cevap vermedir; ya da hikmetine uygun olmadığı için başka bir şekilde duasına cevap verir. Duaları kesinlikle cevapsız ve karşılıksız bırakmaz.

Mesela birisi bir erkek evlat ister. Allah’da ona hikmeti gereği Meryem (as) gibi bir kız evladı verir. Bu durumda dua cevap bulmuş oluyor. Yani Allah duaya cevap ve karşılık vermiş oluyor, ama aynı zamanda kabul olmamış da oluyor. Zira kişi açısından kabul olmak, duada istenilen şeyin aynı ile verilmesidir. Üstad Hazretlerinin kabul olunmadı denilmez, belki daha güzel bir surette kabul etmiş demesi ise Allah açısındandır. 

Risale-i Nurlarda Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. 'Duası kabul olunmadı.' denilmez. 'Daha evlâ bir surette kabul edildi.' denilir. Hem bazan kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. 'Duası reddedildi.' denilmez. Belki, 'Daha enfâ bir surette kabul edildi.' denilir, ve hâkezâ..."

"Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık, sıtması için sulfato verir. 'Tabip beni dinlemedi.' denilmez."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Zeyl.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...