"Cihazat-ı insaniyeyi hayvanlıktan aşağı düşürüp, hikmet-i İlâhîyeye iftira ve zulm etmek"ten söz ediliyor. Diğer taraftan Üstadımız uçak için, "nevim namına iftihar ediyorum" diyor; medeniyet harikalarını tebrik ve takdir ediyor...

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir zat, birine son model bir araba hediye etse, hediyeyi alan kişi de onu kümes yapıp içinde tavuk beslese, o kıymetli aracı en kıymetsiz bir işte kullanmış, arabayı yapan zatın hikmetine iftira etmiş ve ona manen zulmetmiş olur.

Bu örneği bütün organlarımıza ve duygularımıza uygulayabiliriz:

Meselâ; elimizle her türlü işimizi görür, kalemi tutup düşüncelerimizi yazıya döker, gerektiğinde de kendimizi saldırılardan koruruz. Bu kıymetli organı, sadece, insanları dövmekte, hırsızlık yapmada kullananlar elin yaratılış hikmetine zulmetmiş olur.

Bütün organlarımızı ve ruhumuza takılan latifeleri bu şekilde düşünebiliriz. Bunları sadece dünya için, menfaat için, şehvet için kullanan insan, İlâhî hikmete zıt hareket etmiş olur ve “hayvandan daha aşağı” bir derekeye düşer.

Bu konuya, “İman hem nurdur, hem kuvvettir.”, “İman insanı insan eder.” “Her hasenat gibi cesaretin de membaı imandır.” gibi derslerin ışığında yaklaştığımızda, fennî keşiflerin ve medeniyet harikalarının küfür karanlığını örtecek kadar önemli bir ışık olmadığını yakinen anlarız. O fenlere talip olmak, o sahada gösterilen başarıları tebrik etmek ve onlara müşteri olmak ayrı bir meseledir.

“Terakkiyat-ı beşeriyenin kısm-ı a'zamı ve keşfiyatları, bir nevi dua neticesidir. Havarik-ı medeniyet dedikleri şeyler ve keşfiyatlarına medar-ı iftihar zannettikleri emirler, manevî bir dua neticesidir. Hâlis bir lisan-ı istidad ile istenilmiş, onlara verilmiştir.”(24.MEKTUP)

Ancak bunlar insana sadece dünyada menfaat sağlar, iman yoksa ahiret için hiçbir faydası yoktur. Asıl mesele ve gerçek kemalat insanın kalp, ruh, akıl gibi latifelerini, bütün aza ve duygularını imanın ve Kur’anın nuru ile tenvir etmesi, onları hususî bir vazife-i ubudiyet ile meşgul etmesidir.

“Evet hakikî terakki ise; insana verilen kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebedîyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususi bir vazife-i ubûdiyet ile meşgul olmaktır.” (23.SÖZ)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...