Block title
Block content

"Cisim, eğer hayatî olsa, eczâ-i bedenî dâim terkib ve tahlildedir, inkırâza mahkûmdur, ebediyete mazhar olamaz. Ekl ve şürb, bekà-i şahsî ve muâmele-i zevciye ise, bekà-i nevî içindir ki, şu âlemde birer esas olmuşlar." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ahiret hayatında cisimler şayet dünyadaki gibi toplanıp dağılmaya müsait bir mizaçta olursa, o zaman ölmeye ve dağılmaya mahkum olacakları için ebedi olarak yaşayamazlar, diye bir soru yöneltiliyor. Yani insanların bu dünyada ölmelerinin maddi sebebi, toplanıp dağılmaya müsait bir fıtratlarının olmasıdır. Şayet bu ahiret hayatında da olursa yine ölmeye mahkum olmazlar mı, denilmek isteniyor. Üstad Hazretleri bahsi geçen yerde bu sorulara cevap veriyor. 

Dünyada yemek, içmek ve evlenmek, insan türünün yaşaması ve neslinin devamı için gerekli şeylerdir. Halbuki ahiret hayatında yaşamak için bunlara ihtiyaç kalmayacak, öyle ise neden cennet hayatında bu üç nimet en ön sıraya girmişler ve  Kur’an’ın cennet ayetlerinde ekseri bu nimetler nazara veriliyor, diye ikinci bir soru Üstad Hazretlerine soruluyor.

Üstad Hazretlerinin birinci soruya cevabı:

"Elcevap: Evvelâ, şu âlemde cism-i zîhayatın inkıraza ve mevte mahkûmiyeti ise, varidat ve masarifin muvazenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle kadar varidat çoktur. Ondan sonra masarif ziyadeleşir, muvazene kaybolur, o da ölür."

"Âlem-i ebediyette ise, zerrât-ı cisim sabit kalıp, terkip ve tahlile maruz değil; veyahut muvazene sabit kalır, (HAŞİYE) varidatla masarif muvazenettedir."

"HAŞİYE: Şu dünyada cism-i insanî ve hayvanî, zerrat için güya bir misafirhane, bir kışla, bir mektep hükmündedir ki, câmid zerreler ona girerler, hayattar olan âlem-i bekàya zerrat olmak için liyakat kesb ederler, çıkarlar. Âhirette ise اِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ (Asıl hayata mazhar olan âhiret yurdudur. Ankebut Sûresi, 29/64) sırrınca, nur-u hayat orada âmmdır. Nurlanmak için o seyrüsefere ve o talimat ve talime lüzum yoktur; zerreler demirbaş olarak sabit kalabilirler.(1)

Sorunun ikinci kısmına cevap:

"Ekl ve şürb ve muamele-i zevciye, gerçi bu dünyada bir ihtiyaçtan gelir, bir vazifeye gider. Fakat o vazifeye bir ücret-i muaccele olarak, öyle mütenevvi leziz lezzet içlerine bırakılmıştır ki, sair lezâize tereccuh ediyor. Madem bu dâr-ı elemde bu kadar acib ve ayrı ayrı lezzetlere medar, ekl ve nikâhtır. Elbette, dâr-ı lezzet ve saadet olan Cennette o lezzetler o kadar ulvî bir suret alıp ve vazife-i dünyeviyenin uhrevî ücretini de lezzet olarak ona katarak ve dünyevî ihtiyacı dahi uhrevî bir hoş iştah suretinde ilâve ederek, Cennete lâyık ve ebediyete münasip, en câmi, hayattar bir maden-i lezzet olur."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...