Block title
Block content

"Cumhûru, burhandan ziyade, me’hazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur’ân’ı göstermeli; yoksa vekil, gölge olmamalı." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risale-i Nur'lar yazılışı itibarıyla bu prensibe tam masadak olmuştur. Bunu ise bizzat müellif'i olan zat yapmıştır. Hususan lahika mektuplarında talebelerinin nazarını ısrarla risalelere çevirmiş, kendisini tamamen devreden çıkarmıştır.

İkinci aşamada ise nazarları risalelerden Kur'an'a çevirmiştir. mesela;

"İşte, bunun gibi, ben de, sesim yetişse bütün küre-i arza bağırarak derim ki:

Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur'ân-ı Kerîmin hakaikinden telemmu' etmiş şualardır.

Madem Kur'ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir. O kendi kendini methediyor. Biz de onun dersine ittibâen, onun tefsirini methedeceğiz.

Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risaleler ki, hakaik-i Kur'âniyenin malıdır ve hakikatleridir. Ve madem Kur'ân-ı Hakîm ekser sûrelerde, hususan 'larda, 'lerde kendi kendini kemâl-i haşmetle gösteriyor, kemâlâtını söylüyor, lâyık olduğu methi kendi kendine ediyor. Elbette, Sözlerde in'ikas etmiş Kur'ân-ı Hakîmin lemeât-ı i'câziyesinden ve o hizmetin makbuliyetine alâmet olan inâyât-ı Rabbâniyenin izharına mükellefiz. Çünkü o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir.

Sözler hakkında, tevazu suretinde demiyorum; belki bir hakikati beyan etmek için derim ki:

Sözlerdeki hakaik ve kemâlât benim değil, Kur'ân'ındır ve Kur'ân'dan tereşşuh etmiştir. Hattâ Onuncu Söz, yüzer âyât-ı Kur'âniyeden süzülmüş bazı katarattır. Sair risaleler dahi umumen öyledir.

O hakaik-i âliyeyi ve o cevâhir-i galiyeyi kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek, hakikate karşı büyük bir haksızlık olduğu için, risaleler kendi malım değil, Kur'ân'ın malı olarak, Kur'ân'ın reşehât-ı meziyâtına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum."
(1)

Nur talebeleri de aynı zaviyeden hareket etmekle bu prensibe tam riayet etmiş olurlar. Kimi zaman, kimi yerde bu prensipler ihlal edilmiş olabilir. Bu ihlal, prensibe riayet etmeyene aittir. Üstad ısrarla kendini devreden çıkarıp nazarları Kur'an'a çeviriyorsa ve buna ısrarla vurgu da yapıyorsa, bize düşen bunu kabul edip takip etmektir.

Gerek Üstadımızı ve risaleleri ve gerekse de abileri nazara verirken, manay-ı harfiyle baktırmak icab eder. Onların aynasında Peygamber Efendimiz (sas) ve Kur'an görünmelidir. Hatta bir adım daha ileri giderek Kur'an ve Hz. Peygamber bir ayna kabul edilmeli ve onların aynadında da Allah (c.c) görülmeli ve gösterilmeli.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

hakan
Gerek üstadımızı ve risaleleri ve gerekse de abileri nazara verirken, manay-ı harfiyle baktırmak icab eder. onların aynasında peygamber efendimiz(sas) ve kur'an görünmelidir. hatta bir adım daha ileri giderek kuran ve peygamber bir ayna kabul edilmeli ve onların aynadında da Allah(c.c) görülmeli ve gösterilmeli.kusura bakmayin,burasini acarmisiniz.Allah razi olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (burhan)

Burada verilmek istenen mesaj şudur: İnsanlar kendi mahiyetlerinden olanlara itibar etmekte zorlanırlar. Dolayısıyla herhangi bir zatın sözünü, O söylemiştir diye çok kişi kabullenmez. Ama "bu zat, bu ifadeyi ve manayı şu hadis veya şu ayetten anlamıştır" denildiğinde, o zaman sözünün kabullenilmesi daha mümkün olur.
Çok ayetlerde, gönderilen peygamberlerin kendi halkları ve milletleri tarafından kabul edilmedikleri ifade edilirken, "Sen de bizim gibi bir insansın, bizden üstün tarafın yok ki" denilir. O Peygamberlerde "Evet bizde sizin gibi insanlarız, ama Allah bizi resul olarak seçti" derler. Demek insanların değeri zati olarak değil, Allaha olan intisaptan kaynaklanır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...