Block title
Block content

"Çünkü bu tılsımlı âlemin anahtarları orada olacak. Hem herkes o cezireye bakıyor, oradan bir şeyler bekliyor, oradan emir alıyorlar." Bu cümlenin izahını yapar mısınız; anahtar neyi ifade ediyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Gel, ey arkadaş! Şimdi sana, geçmiş olan on burhan kuvvetinde kat'î bir burhan daha göstereceğim. Gel, bir gemiye bineceğiz; (HAŞİYE 11) şu uzakta bir cezire var, oraya gideceğiz. Çünkü bu tılsımlı âlemin anahtarları orada olacak. Hem herkes o cezireye bakıyor, oradan birşeyler bekliyor, oradan emir alıyorlar."

"HAŞİYE 11:
Gemi tarihe ve cezire ise Asr-ı Saadete işarettir. Şu asrın zulümatlı sahilinde mimsiz medeniyetin giydirdiği libastan soyunup, zamanın denizine girip, tarih ve siyer sefinesine binip, Asr-ı Saadet ceziresine ve Ceziretü'l-Arab meydanına çıkıp, Fahr-i Âlemi (a.s.m.) iş başında ziyaret etmekle biliriz ki, o zat o kadar parlak bir burhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümâtını dağıtmıştır."(1)

Üstad'ın anahtardan kast ettiği; başta tevhit olmak üzere, Peygamber Efendimizin (asm) getirdiği iman ışığı ve nurudur. Yani iman nuru öyle bir anahtardır ki, kainat hazinelerinin bütün kapılarını açabilir ve açmıştır. Bu anahtarı elinde bulundurmayanlar, kesinlikle kainatı ve içindeki hadiselerin sırlarını ve manalarını soyut aklı ile çözemezler.

 Kainat, imansızlar için kapıları kapalı bir hazine gibidir. Bu hazinenin tek anahtarı; Peygamber Efendimizin (asm) elindeki iman ve tevhit nurudur. Nitekim bu anahtarı eline almak istemeyen bütün kafirler ve filozoflar, karanlık ve zülümat içinde boğulup gitmişlerdir. Bu anahtarı eline alan iman ehli mütefekkirler ise; kainatın bütün hazinelerini açıp oradaki cevher ve elmasları eserlerinde neşretmişler, Risale-i Nurlar bunlardan sadece bir tanesidir.

İman anahtarının kaynağı olan vahiy ile insanın aklının mahsulü olan felsefe arasında bir mukayese yapalım. Hangisi kainat hazinelerinin kapılarını aralıyor.

Ehli iman, mevcudata ve hadiselere vahyin terbiyesi ve talimi ile bakıyor. Ehli dalalet olan ehli felsefe ise, kendi dar ve ihatasız aklını esas alarak bakıyor. Vahiy; Allah’ın ilminden süzülüp gelen bir bakış açısı. Felsefe ise, insanın aciz ve zayıf aklından çıkan bir fikir ile elde edilen bir bakış açısıdır.

Ehli imanın hocası; Allahın talim ve terbiyesinden geçmiş olan Hazreti Muhammed (asm)'dir. Ehl-i dalaletin hocası ise, cüz’i ve sönük kafa feneri ile hareket eden Aristo, Sokrat gibi filozoflardır.

Mesela, vahyin nazarı ile ölüme bakıldığı zaman, ölüm ebedi bir hayatın başlangıcı, bir mekan değişikliğidir. Ama ehl-i dalaletin felsefi nazarı ile bakılırsa; ölüm, yokluk ve hiçlik olarak karşımıza çıkacaktır.

Yine vahyin nazarı ile kainata baksan, kainat mükemmel ve hikmetli yazılmış nurani bir kitap iken; felsefi nazarla baksan, manasız, başı bozuk, karmaşık bir muamma olduğu anlaşılacaktır.

Vahiy, öyle bir iksir ki, onu içtiğin zaman, her şeyin sırrı ve hakikati açılıyor. Her hadisenin altındaki gizli manalar gün yüzüne çıkıyor, her mevcudun mutasarrıfı ayan beyan oluyor.

Felsefe ise; sönük bir fener gibi eşya ve varlıkları tam aydınlatamıyor. Buna şahit, felsefe içindeki ihtilaf ve nizadır. Hepsi bir hakikatin ucunu görür gibi oluyor. Ama tamamıyla ihata edemediği için, tam keşif yapamıyor. Ama vahiy, Allah’ın ilminden süzülen bir mana olmasından, her şeyi tamamı ile ihata ediyor ve insanlığa tam ders veriyor. Hem de tabaka ve mevki gözetmeden.

Özetle, Allah ile insan, nasıl kıyasa gelmez ise, onların sanatları da kıyasa gelmez. Vahiy, Allah’ın sanatı ve bakışı, felsefe ise, insan aklının ürünü ve bakışıdır. Onun için mukayeseye gelmeyecek kadar aralarında fark vardır. İşte Peygamber Efendimizin (asm) elindeki anahtar; vahiyden hasıl olan iman anahtarıdır.

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...