"Çünkü evvela, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir." Bu cümlede geçen kaderin hissesi ile kastedilen nedir? Kaderin iradî fiiller üzerinde tesiri var mı ki?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Halbuki, mümin kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü evvela kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas.)

Buradaki cümlede anlaşılabilecek ilk mana; terakkimiz için bazen ilahi kader önümüze imtihan vesileleri yaratır. Bu nedenle imtihan ayarımız ve notumuz ortaya çıkar. İşte bu hikmete binaen Allah, bizim herhangi bir musibet karşısında veya mümin kardeşimizden gelecek bir sıkıntı neticesinde nasıl davranacağımızı ortaya çıkarmak için olaylar yaratır. Netice itibariyle bu gibi olaylarda kaderin o olaylarda hissesi vardır. Burada bizim önümüze çıkan bu imtihan sorusuna doğru mu yanlış mı cevap vereceğimizi kader ortaya çıkarır.

Cümleye başka bir canipten bakıldığında Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri de bu meseleye ayrıca ışık tutar kanaatindeyiz:

"Maziye, mesaibe kader nazarıyla ve müstakbele, meâsiye teklif noktasından bakmak lazımdır. Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez'a iltica etmemek elzemdir." (Sünuhat-Tuluat, Müstehak Bir Ceza.)

"Maziye, mesaibe kader nazarıyla ve müstakbele, meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve İtizal, burada barışırlar." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri-45.)

Üstad Hazretleri burada geçmişe Cebriye nazarı ile bakmanın bir mahzuru olmadığını söylüyor; aynı şekilde geleceğe de Mutezile gibi bakılabilir, diyor. Yani geçmişte başımıza gelen bela ve musibetlerin yükünü kadere atmakta bir mahsur olmadığı gibi, geleceğin de sanki bizim tasarrufumuzda imiş gibi sebeplere sarılıp hazırlanmamızda bir zarar yoktur. Bu, insana ruhen hafiflik verir ve manen rahatlatır.

Gelecekte Mutezile, geçmişte Cebriye, hâlihazırda Ehl-i sünnet gibi düşünmek gerekir.

Çaresi bulunan şeyde, yani insan iradesine taalluk eden konularda acze düşmemek gerekir. İnsanın elinden gelen ve iradesine bakan meselelerde topu kadere atması yanlıştır. Ama elinden gelmeyen ve iradesine bakmayan meselelerde, tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde olması gerekir. İnsanın çaresi bulunmayan hususlarda hüzün limanına değil, sabır ve tevekkül limanına iltica etmesi gerekir.

Mümin kardeşimizin işlediği bir hata hususunda da böyle müsbet ve yapıcı bir fikir beyan edebiliriz. Vuku bulmuş ve geri getirilmesi mümkün olmayan üzücü hadiseleri kadere vererek, ruhen rahatlayabiliriz.

Üstad Hazretleri buna cevaz veriyor ve bu manaya şu ibareler ile işaret ediyor:

“Manen terakki etmeyen avam içinde kaderin cây-ı istimali var. Fakat o da maziyat ve mesaibdedir ki, yesin ve hüznün ilacıdır. Yoksa maasi ve istikbaliyatta değildir ki, sefahete ve atalete sebeb olsun.” (Sözler, Yirmi Altıncı Söz)

Diğer bir hikmeti; kader, insanı hadiselerin altında ezilmekten kurtaran bir tevekkül gemisi gibidir; insan bütün manevi sıkıntılarını ve ağırlıklarını bu gemi üstüne bırakıp rahatlar.

Manen terakki eden evliya, asfiya ve kâmil müminler, lütufla kahır arasında fark görmezler; Allah’ın her türlü takdirine karşı tam bir teslimiyet ve rıza içindedirler. Bu hususi bir durumdur. Bediüzzaman Hazretleri, geniş halk kitlelerine, mazide vuku bulan hadiselerde kaderi hatırlamalarını tavsiye eder ve bunun faydasını da ümitsizliğe düşmemek ve gereksiz yere üzülmemek şeklinde ifade eder.

Mazide kaçırdığı fırsatlar için, bir ömür boyu üzülüp dövünmenin insana hiçbir faydası yoktur, ama zararı kesindir. Böyle bir insan, maziyi kadere havale etmeli, “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek, hayatını çileden, azaptan kurtarmalıdır.

İstikbale gelince, insan, kaderinin ne olduğunu bilmediğine göre, cüz’î iradesini kullanmak mecburiyetindedir. Üzerine düşen vazifeyi yaptıktan sonra, tevekkül yoluna girebilir. Yoksa “Kaderimde ne varsa o olur.” deyip tembelce oturamaz.

İradî kader ile ızdırarî kader iç içe çalışan iki mekanizma gibidir. İnsan her ne kadar cüz’î bir iradeye sahip olsa da ızdırarî kader daha sağlam ve daha kuşatıcıdır. Bu yüzden her iradî fiili mutlak bir hürriyet olarak göremeyiz. Bazen bir şeyin olmasını çok isteriz, ama kader müsaade etmeyebilir. Lakin bu iradeyi de bütünü ile selb etmez. İkisi arasında aklın idrakinden aciz kaldığı latif bir münasebet vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...