"Çünkü, münazaun-fîh bir mal bulunsa, eğer iki müddeî birbirine yakın ise ve kurbiyet-i mekân varsa, o vakit, o mal ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette bir yere bırakılacak..." ifadesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üzerinde ihtilaf bulunan bir mal olsa ve bu malın üzerinde hak iddia eden iki adam da o mala uzaklık bakımından eşit bir mesafede olsalar, o zaman ihtilaflı olan o mal ya üçüncü bir şahsın eline ya da her iki iddiacının ortasında bir yere bırakılacak. Mal üzerinde hak iddia eden adamdan hangisi isbat ederse, mal onun olacak.

Şayet o mal üzerinde hak iddia eden adamlar arasında çok uzun mesafeler varsa, mesela birisi doğunun en ucunda, diğeri ise batının en ucunda bulunuyorsa; o zaman, kaideye göre mal kimin elinde ise onun sayılır. Çünkü malı ortaya atmak malı elinde tutan adama haksızlık etmek demektir.

Kur’an mübarek ve nuraîi bir maldır. Sahibi ise yüzlerce delil ile sabit olan Allah’tır. Yani Kur’an Allah’ın yed(el)indedir. İnsan aklı ise ona sahip olmaktan çok uzaktır. Öyle ise mantık ve kaideye göre Kur’an’ın hakiki sahibi Allah’tır. Onu ortada bir yere bırakmak, yani bîtarafane muhakeme adı altında onu beşer kelamı farz etmek mümkün değildir. Kur’an’ı beşer kelamı farz etmek ile yüz binlerce kilometre uzakta olan bir adama hak etmediği malı vermek arasında aynı mânasızlık mevcuttur.

Allah’a ait bir mala sahip olabilmek için, -hâşâ- Allah’a ait vasıflara haiz olmak iktiza eder. Kur’an öyle muazzam ve öyle mükemmel nuranî bir maldır ki, her bir cümlesinde, her kelimesinde hatta her harfinde sayısız hikmet ve mânalar dürülmüştür. İnsan aklı gayet sönük ve zayıf olduğu için, böyle bir mala iştirak edemez, sahiplik davasında bulunamaz. Bulunsa, gayet maskaralık ve sun’îlik olur.

Nasıl sıradan bir köylü harika ve muhteşem Yavuz Sultan Selimi sultanlıkta ve komutanlıkta taklit edemiyor ise, -hâlbuki ikisi de insan- aynı şekilde, insan da Allah’ı hiçbir hususta taklid edemez, O’nun mührüne ve imzasına sahip çıkamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

exulacaib
esselamualeykum. Sorum ile ilgilendiğiniz için teşekkürler. Fakat ben aradığım cevabı tam bulamadım. Cevabınızın ilk kısmındaki açıklamaları ben de anladım ama benim istediğim hayatın içinden daha pratik örneklerdir. Lütfen bir daha cevaplayın çünkü bu hakikatlere ekmek suya olduğum kadar muhtacım... Wesselam...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Bir eşya var ortada. Bu bir kalem olsun. Kalem İstabul'da bir bir okul binasının öğretmenler odasında bulunmuştur. Ancak bu kalem benimdir diyen iki kişi vardır. Bunlardan birisi söz konusu okulun matematik öğretmeni, diğeri ise Ülkemizin bir başka İli olan Muş'ta ikamet eden ve hiç bir zaman İstanbul'a gelmemiş bir çobandır.

Hakim ise bu iki kişiyi karşına almış ve kim ispat ederse, kalem onundur diyor. Çoban bir iki tane yalancı şahitle bu kalemin kendisine ait olmasını ispat etmeye çalışıyor.

İşte bu olayda Hakim her ikisine eşit fırsat vermesi doğru değildir. Eşit fırsat vermesi çobandan yana olması demektir. Çünkü her açıdan budiyet, uzaklık vardır. Bir kere mekan olarak uzaklık vardır. Görev olarak uzaklık vardır. Seviye olarak, bilgi ve ilgi olarak farklılık vardır. Aslında hiç bir şekilde bu kalemin çobana ait olması mümkün değildir. Çoban yazmasını bilmiyor, kalem nedir bilmiyor, kitap nedir bilmiyor ve İstanbula hiç gelmemiştir.

Allah kelamı ile insan kelamı arasında da bu şekilde fark vardır. Kuranı ortada kabul etmek, insan kelamı da olabilir demek, kalemi çobana vermek demektir. Kuranın bir benzerinin yazılamayacağı uzmanlar tarafından ittifakla kabul edilmiştir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...