Block title
Block content

Cüz-i ihtiyari için neden "bir saç kadar" deniliyor? Ayrıca "anne karnında iken ceninin alnında kaderinin yazıldığı" şeklinde bir hadis var mıdır? İlim mi maluma tabi, malum mu ilme tabi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

1. Yapılan hayır işlerinde insanın ihtiyarı o kadar küçüktür ki, Bediüzzaman Hazretleri bu şekildeki bir ifadeyle izah etmişlerdir. Mesela bir yemeğin hazırlanıp önümüze getirilmesinde belki beş yüz el çalışmış durumda. Bizler de sadece küçücük cüz-i irademizi kullanarak ona sahip olmaktayız. Ama şer, tahrip cihetinde insan, çok farklı bir durum arzetmekte ve nefis itibariyle o şerrin tümünü kendisi istediğinden mesul olmaktadır. Risale-i Nur eserlerinde bu mevzu şu şekilde ifade edilmektedir.

"Nefs-i emmâre, tahrip ve şer cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat, icad ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüzîdir. Evet, bir hâneyi bir günde harab eder; yüz günde yapamaz. Lâkin, eğer enâniyeti bıraksa, hayrı ve vücudu tevfîk-ı İlâhiyeden istese, şer ve tahripten ve nefse itimaddan vazgeçse, istiğfar ederek tam abd olsa, o vakit sırrına mazhar olur. Ondaki nihayetsiz kabiliyet-i şer, nihayetsiz kabiliyet-i hayra inkılâb eder; ahsen-i takvîm kıymetini alır, âlâ-yı illiyyîne çıkar."(1)

2. Kader ikiye ayrılmaktadır. Değişebilen ve değişmeyen olmak üzere. Mesela, insanın göz rengi, erkek mi dişi mi olacağı vs. Değişebilen kader ise; bu dünyada imtihan için gönderildiğimizden dolayı bizler ne istiyorsak Cenab-ı Hak ona göre bazı şeyleri halk ediyor yaratıyor. Mesela, ezan okununca nefsini gemlemiş olan birisi camiye gider. Diğeri, nefsinin peşinden giden ise meyhaneye doğru gitmektedir. İşte isteyen kul, yaratan ise Rabbimiz, Halıkımızdır.

Dünyaya gelen her insan bir kader programına tabidir. İnsanın ne yapacağını, başına ne geleceğini Yüce Allah ezeli ilminde biliyor. Ancak Allah’ın bilmiş olması, insanın o işi yapmasını zorlamaz. Çünkü Allah, insanın önüne sonsuz seçenekler koymuştur.

İnsan kendi iradesini kullanarak, hangi yolu tercih ederse, Allah onu yaratır. Dolayısıyla sorumlu olan insanın kendisidir.

Bu meselede şöyle bir örnek verilir: Bir apartmanın üst katının nimetlerle, bodrum katının ise işkence aletleriyle dolu olduğunu ve bir kişinin bu apartmanın asansörü içerisinde bulunduğunu farz edin. Kendisine, apartmanın bu durumu daha önce anlatılmış bulunan bu kişi, üst katın düğmesine bastığında nimetlere kavuşacak, alt katın düğmesine bastığında ise azaba uğrayacaktır.

Burada iradenin yaptığı tek şey, sadece hangi düğmeye basılacağına karar vermesi ve teşebbüse geçmesidir. Asansör ise, o kişinin gücü ve iradesiyle değil, belirli fizik ve mekanik kanunlarla hareket etmektedir. Yani, insan üst kata kendi gücüyle çıkmadığı gibi, alt kata da kendi gücüyle inmemektedir. Bununla beraber asansörün nereye gideceğinin belirlenmesi, içindeki kişinin iradesine bırakılmıştır.

İfade ettiğiniz hadis-i şerife ise kayıtlarda ulaşamadık. Araştırmamız devam edecektir.

3. Bu konuda Nur Risalelerinden Sözler adlı eserde şu tespit yapılır:

“Kader, ilim nevindendir. İlim, malûma tâbidir. Yani nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil.” (2)

İlim, “bilmek” ya da “bilgi” mânâsına geliyor. Malûm, “bilinen”, âlim ise “bilen” yahut “bilgin”. Bu kaideyi bir misâl ile açıklamaya çalışalım. Meselâ, ben bir gencin fen fakültesinde okuduğunu bilmiş olayım. Bu bilgim ilimdir. Malûm ise, o gencin o fakültede öğrenci olduğu. İşte, benim ilmim bu malûma tâbidir. Yani o genç fen fakültesinde okuduğu için, ben de onu öylece bilirim.

“Madem Cenâb-ı Hak benim ne yapacağımı biliyor,” denilmekle, Allah'ın âlim olduğu, soru sahibinin ise, o fiili yapacağı peşinen kabul edilmiştir. İşte o adamın, söz konusu fiili işlemesi malûm, Allah'ın, bunu ezelî ilmiyle bilmesi ise ilimdir. Ve bu ilim, malûma tâbidir.

Kaderin esas anlamı Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı, yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim;

Peygamberimiz (a.s.m.) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi? O zaman Fatih Sultan yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah, Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygambere bildirdi.

Buradaki ince nokta şudur: Allah bildiği için yapmıyoruz. Biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.

Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için, önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi?

Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz.

(2) bk. age., Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Guleycan
Peki milyarlarca çekirdeğin, tohumların ve insanların bedihi kaderlerine aklın kanaati daha kolay gibi fakat; bir ağacın dalının rüzgarda kırılacağı, bir çocuğun bir çiçeği koparmasını ya da milyarlarca insanın ne yeyip içeceği, şakaları, kötülükleri vs önceden nasıl bilinebiliyor? İçinde cüz-i ihtiyari de olduğundan binlerce fiil bir belirsizlik de taşıyor. Allah'ın kudret-i nazarında, mesela; kesret sorun olmuyor, bir iş bir işe mani olmuyor, ondan daha garip gözüken insanın milyarlarca kesretteki davranışı nasıl biliniyor , bilinmek zorunda mı ? Hangi gazeteyi okuyacağım, yanında çay mı kahve mi içecegim, o sırada kardeşim kafama vuracak vs bir de bunu yedi kıt'ada milyarlarca insan için bir de kainatın ömrüyle düşünelim. Bu malumları alim sıfatıyla bilebilmek nasıl olur ? Sadece Allah'ın sıfatları nihayetsizdir, her şeyi ihata eder demekle olur mu? Teşekkürler şimdiden..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)
Sorunuzu özetle; "Allah nasıl oluyor da bütün varlığın her halinden haberdar oluyor?" diye anlıyoruz.
Bu tür sorulara bir soru ile cevap veren şu ayet mealine bakalım: "Yaratan bilmez mi?" (Mülk Suresi, 67:14) Kaldı ki, Allah sadece yaratmıyor, yaşatıyor da. Sonsuz denebilecek sayıdaki varlığın hayatı tesadüflere bağlı olarak devam etmiyor. Her varlık, her halinde ve her tavrında yardıma muhtaçtır. Ancak gücü yetmediği ve eli ulaşmadığı her ihtiyac, tam vaktinde eline veriliyor. Bu tablo gösteriyor ki, Allah her an, her varlığın, her haline vâkıftır ve onun her ihtiyacını görüyor ve biliyor. Kısacası yaratan bilmez mi ? Olaylara sınırlı olan ilmimiz ve irademizle bakmayalım. Yaratılan bir varlık, yaratıcıyı ihata edemediği için, kısa fikri ve kısıtlı ilmiyle bakar ve öyle değerlendirir. Böyle bir değerlendirme ise yanlış sonuçlara götürür.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
yalnızlık
Şu dar aklıyla bile insanlar, öyle planlar yapıyor ki; milyarlarca ihtimali hesaplayıp-hazırlıyor. İnsanlar bunu görünce elin gavuru yapıyor diyor ama; şu kainat programına bakınca hiçbir kusur yok, her şey olması gerektiği gibi. Bunu Allah'ın ezeli ilmine vermek neden bu kadar zor geliyor, kabullenmeyen insan firavundan da aşağı seviyeye düşmez mi ? Ben bu sorulardan sonra kader risalesini okudum, sorunu kökünden anlatıyor ama; bu risaleyi anlamak için gördüm ki; Allah'ın ezeli ve ebedi oluşunu, mekandan kayıddan münezzeh olduğunu, sonsuz güç sahibi olduğunu, tüm akıllar birleşse onun künhüne yetişemez olduğunu, net bir şekilde gördüm. Bu tür kardeşlere şiddetle tavsiye ediyorum ki: Risale-i Nur külliyatının tamamını okusunlar, imani konularda hiçbir sorunları kalmayacaklar ve defalarca okusunlar, ben kanımla imza atıyor ve kefil oluyorum! Kendi şahısları okumayıp-temel oluşturmadıktan sonra, bu sitedeki insanlar size bir şey yapamazlar, cüz-i irademizi düzgün kullanalım, gerisi kolay! Allah Risale-i Nur'u okuyan, duyan, dinleyen, görene, bu siteye ve bunun gibi sitelere girene; kamil bir iman ve Risale-i Nur'ları anlamayı nasib eylesin. Amin..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
kartal1444

Allahın bizleri yaratma hikmetler inden biriside bizlere bizleri bildirmek için yoksa yaratılanlar kendini bir anda cehennem de bulsalar diyeceklerdi ki bizler cehennemi hak edecek fiil ve amelleri işlemez yapmazdık diye doğal olarak itiraz edeceklerdi. ama yaratıldılar ki yaptıklarına bizzat kendileri şahit olsun. hangi uzuvları ile günah işlemişlerse ahirette inkar ve itiraz ettikleri zaman o uzuv orzda sahit olsun ki orda onu tekzip etsin...ayrca bu tür sorular sorulmasının sebepleri ekseriyetle Cenab ı Allah ı kendisiyle kıyas etmekten kaynaklanıyor. yani ben bütün bunları kendi ilmimle bilemem ben bilmiyorsam kıyas yolu ile haşa sümme haşa 'Allah da bilemez. hiç yaratan ile yaratılan bir olurmu. yaratan yarattığını bilmez mi. halık mahlukunu bilmez mi.bazen bu tür sorular nefsin korkusundan ve sorumluluk almak istemeyişinden, teklif altına girmeye korkmasından da çıkıyor. çünkü her hali göz altında kayıt altıda olduğundan ve hesap vereceğinden ve cezaya çarpılacağından anlamak istemiyor.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...