Block title
Block content

"Daire-i vücub ile daire-i imkândaki bahr-i Rububiyet ve bahr-i ubûdiyetten tut, tâ dünya ve âhiret bahirlerine, tâ âlem-i gayb ve âlem-i şehadet bahirlerine, tâ şark ve garb, şimal ve cenuptaki bahr-i muhîtlerine..." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kur'ân-ı Hakîmin cümleleri birer mânâya münhasır değil; belki, nev-i beşerin umum tabakatına hitap olduğu için, her tabakaya karşı birer mânâyı tazammun eden bir küllî hükmündedir. Beyan olunan mânâlar, o küllî kaidenin cüz'iyatları hükmündedirler. Her bir müfessir, her bir ârif, o küllîden bir cüz'ü zikrediyor. Ya keşfine ya deliline, veyahut meşrebine istinad edip, bir mânâyı tercih ediyor. İşte bunda dahi, bir taife, o adede muvafık bir mânâ keşfetmiş."(1)

Kur’an ayetleri, Allah’ın sonsuz ilminden ve isimlerinden süzülüp gelen, Allah kelamları olduğu için, bu ayetler içinde külli ve geniş manalar vardır. İnsan kelamı gibi bir veya iki mana ve maksadı takip etmiyor, ayetlerde sonsuz ve külli mana ve maksatlar vardır. Ayetlerde depolanan bu mana ve maksatları, her meslek ve meşrep sahibi kendi meslek ve meşrebine uygun olarak anlar ve onu insanların nazarlarına takdim eder. Üstad Hazretleri burada bu manaya bir misal veriyor.

"Allah iki denizi salıverdi ki, o denizler birbirleriyle karşılaşırlar. Aralarında ise bir engel vardır; birbirine karışmazlar." (Rahmân, 55/19-20)

Ayetin bu külli mana ve maksatları içinde, en yüksek tabakadan tut, ta en alt tabakaya kadar herkes bir mana çıkarıyor. Biz bu tabakalardan birkaçını açalım:

Birinci tabaka bu ayetten iki deniz ve arasındaki perdeyi şöyle anlıyorlar: Alem-i Vücup bir bahir, yani okyanus, Alem-i Mümkün ise diğer bahir, aralarındaki perde ise ezeliyet ve vaciplik perdesidir. Alem-i Vacip ezeli ve ebedi olmasından, Alem-i Mümküne asla ve kata karışmaz ve benzemez, oradaki ahval ve vasıflardan mukaddes ve münezzehtir. Yani Vacib’ül Vücut olan Allah, mahlukat sınıfından değil, onlara hiçbir cihetle benzemez demektir.

İkinci tabaka bu ayetten rububiyet ve ubudiyet dairelerini anlıyor. Yani iki denizden birisi, Allah’ın kainat üstündeki Rububiyetidir, diğeri ise bu Rububiyete ubudiyet yani kulluk ile karşılık veren ibadet dairesidir. Perde ise; tevhid ve takdistir. Yani Allah Rab'dır, insan kuldur, insan bu sınırı tevhid ve takdis ile muhafaza eder demektir.

Üçüncü tabaka iki deniz ve perdeyi, dünyanın okyanuslarının birbirlerinden farklı olması şeklinde anlar. Tuzlu ve tatlı denizlerin birbirlerine karışmaması, buna güzel bir örnektir vs. Bu tabakalarda ta ırmaklara kadar gidebilir. Demek ayetin mana ve hitabı sadece iki denizin farklılığı ile sınırlı değilmiş, daha birçok manayı da dairesine alıyor.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup Dördüncü Mebhas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...