Block title
Block content

"Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır..." cümlelerini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Mahiyet istidat itibariyle her şey ilme bağlıdır."
İstidat ve mahiyet, Allah’ın insanların fıtratına koymuş olduğu gelişme, inkişaf ve terakkilerin tohumları ve çekirdekleridir.

Nasılki bir incir ağacının istidadında ve mahiyetinde ( yani tohumunda ve çekirdeğinde) bir incir ağacı, hatta onun kıyamete kadar nesli var ve mevcuttur. Bunun inkişafı ve gelişmesi; havaya, suya, toprağa ve güneşe bakar. Ancak bu külli unsurlarla o çekirdek ve tohumun içi açılır, istidatı inkişaf eder ve gelişir.

Aynen öyle de, Allah (c.c.); ilk insan Âdem (a.s) ve sonra da onun neslinden gelen insanların yapılarına ve fıtratlarına; bu medeniyet çağında şahit olduğumuz ve ileride daha nicelerini görebileceğimiz medeniyetin, teknolojinin, fennin ve bütün maddi ve manevi gelişmelerin tamamını, tohum ve çekirdekler gibi açılmaya müsait, yüzlerce mahiyetler ve istidatlar koymuştur.

İşte bu mahiyet ve istidatların gelişmesi, büyümesi ve inkişaf etmesi sadece ve sadece ilme bağlıdır ve ilimle olabilir.

Hayvanlarda ilim ve öğrenme olmadığından, fıtratlarının icabından başka bir şey yapamadıkları gibi, maddi ve manevi terakkileri de mümkün değildir.

Mesela; insanların fıtratlarına; bugünkü bilgisayarlar, uzay gemileri, lisanlar, medeniyetler, teknolojiler ve en mükemmel din olarak İslamiyetin tezahürü ve inkişafı, Allah tarafından tohumlar olarak konulmuş ve yerleştirilmiştir.

İşte bu tohumlar; şimdiye kadar açılmış, ileride de açılacak ve gelişecek olan, mezkur meselelerin mahiyetleri ve istidatlarıdır.

Cenab-ı Hak, zamanın ve şartların ihtiyacına binaen; insanlara öğrenme ve ilmi emredip, onları asırlarca meşgul ettirerek, bu tohumları açmış ve geliştirmiştir.


İstidat ve mahiyet diyebileceğimiz, tohumun içindeki öz ve nüve olan bu özellikler; ilim, bilgi ve taallümle bu gün fiile çıkmış ve bütün insanlığın maddi ve manevi istifade edeceği şekilde müessese ve kurumsal hale gelmiştir.

Mesela, yirmi farklı yumurtada yirmi adet farklı istidat ve mahiyetler vardır. Bunlar bir muameleye tabi tutulmazsa, birbirine benzeyen, hatta birbirinden hemen hemen büyüklükten başka hiçbir farkı olmayan yumurtalar olarak kalırlar.

Fakat kuluçkaya yatırılırsa ve bir muameleden geçirilirse; onlardan tavus kuşları, kartallar, bülbüller, timsahlar, yılanlar ve kablumbağalar gibi birbirinden çok farklı ve harika hayvanlar çıkar ve meydana gelir.

İşte ilim olmazsa, bütün insanlar istidatlarını geliştiremezler ve birbirlerine benzeyen yumurtalar gibi özellikler arz ederek, kıyamete kadar bir çeşit sürü olarak yaşarlardı.

Fakat insanlar, asırlarca ilimle ve bilimle meşgul oldukları için, bu noktada hayvanlardan ayrılmıştır. O insanlardan; her sanatta, maddi ve manevi mesleklerde mükemmel fertler, maharetler ve medeniyetler meydana gelmiştir.

Demek ki; bütün mahiyetlerin ve istidatların gelişimi, açılımı ve inkişafı ilme bağlıdır ve ilimle alakalıdır.

İlk insan ve ilk babamız olan Âdem (a.s)’ın ilimle öne çıkarılması, meleklere rüçhaniyetinin ilme dayanması ve Cenab-ı Hakk'ın ona mucize olarak eşyayla alakalı ilmi vermesi; ayrıca Kur'an’ın ilk emrinin “oku” olması, Cenab-ı Hakk'ın kitab-ı Akdeste bir çok yerlerde aklı, tefekkürü, düşünmeyi ve muhakemeyi öne çıkarması da ilmin ehemmiyeti açısından önem arz etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

inkişaf

İnsanın dünyada terakki ve tekamülü ilme bağlıdır. Nitekim Bediüzzaman hazretleri 23. Sözde “İnsanın vazifesi taallümle tekemmüldür.” buyurur. Yani ilim öğrenerek tekamül etmek... Zira insan dünyaya hiçbirşey bilmeden gelirken hayvanlar öğrenmiş olarak gelmektedir. Hayvanların görevi öğrendiklerini uygulamak ve yapmak, insan ise yapmak için öğrenmek durumundadır.
Ham bilgiye malumat denir. Malumat da gördüklerimiz, duyduklarımız ve beş duyu ile algıladıklarımızdır. Bunlar gerçeğe uygun ise buna “İlim” denir. Gerçeğe uygun değil ise o zaman yalan, safsata, teori, saçma ve uydurma adını alır. Buna “İlim” denmez.
İlmin üç kaynağı vardır. Birincisi “beş duyu.” İkincisi “akıl” ve üçüncüsü “Haber”dir. Haber de ikiye ayrılır. Birincisi “Mütevatir Haber” ikincisi “Peygamberin verdiği haberlerdir.” Beş duyu sağlam ise onlar vasıtası ile elde edilen bilgiler bizi yanıltmaz ve bunlar temel bilgilerimizi oluşturur. Haberlerle edindiğimiz bilgiler şayet Mütevatir ise, yani birbirinden habersiz ayrı ayrı rivayet ve kaynaklarla elde edilen bilgiler aynı haberi getirmiş ve bir konuda ittifak etmiş ise onun doğruluğuna hükmedilir. Tarihi kaynaklarla gelen bilgiler böyledir. Peygamber haberi ise Mucizelerle te’yit edilen ve peygamebr olduğu sabit olan kişiden gelen tüm haberler sahih ve sağlam ve doğrudur ve bu bilgi kesin olduğu için “İlim” sayılır. Tüm bunların doğruluğunu tahkik ve tespit edecek olan da “AKIL” dır. Bu akıl da yalan ve yanlış bilgilerle bozulmamış, hastalık ve noksanlıklardan salim olan “Sahih Akıl” olması gerekir. Akıl da “Metot ve Mantık Kuralları” çerçevesinde bilgileri tahkik ederek ya doğruluğunu ispat eder veya yanlışlığını göstererek reddeder ve çürütür. “İLİM” böyle ortaya çıkar.
İnsanın istidat ve kabiliyetleri ancak gerçeğe uygun sahih bilgilerden ortaya çıkan bilgilerle, yani İLİM’le inkişaf, terakki ve tekamül eder. Bir çocuk ilkokula gitmeden ABC’yi ve 12345’i bilmezken Üniversiteden mezun olunca elde ettiği doğru bilgilerle ve ilimle “100 katlı binaların planını yapar ve binayı yapabilir, uzaya ve aya gidecek vasıtaları yapar ve gidebilir ve eline aldığı demir ve madenlerden cep telefonu ve bilgisayar, araba ve uçak yapabilir. Bütün bunlar onun doğru bilgilerle, yani ilimle istidat ve kabiliyetlerini inkişaf ettirip uygulamalarla sanat ve meslek haline getirmesinden kaynaklanır. Bunun tersi de olabilir. İlme ve sanata değer vermeyen, oyun ve eğlence, zevk ve safa ile, safsata, hikaye ve masallarla meşgul olan da hiçbir şey elde edemez, kabiliyetlerini geliştiremez.
Manevi ve ruhi gelişme de böyledir. İlahiyata, ruhaniyata, dine ve ahirete ait doğru ve gerçeğe uygun bilgileri elde eden, ibadet, ahlak ve sosyal hayattaki doğruluk ve hayırhahlık ile hayırlı ilim ve salih amel peşinde koşanların latifeleri ve duyguları inkişaf ederken, bunun tersini yapanların da kabiliyetleri söner ve ölür. Kendisine ve topluma muzır bir insan haline gelir, kendisinden hayır değil şerler ve kötülükler ortaya çıkar. Birincisinden “Şecere-i Tuba” ortaya çıkar, ikincisinden “Şecere-i Zakkum” ortaya çıkar.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...