Block title
Block content

"Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir... Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır." Allah'ın varlığını bilse de iman etmeyebilir mi?

 
Soru Detayı:

Bilmek akılla, iman kalple mi olur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman, Hazreti Peygamber Efendimizin (asm) getirmiş olduğu dini, kalp ile tasdik, dil ile ikrar, aza ile amel etmekten ibarettir. Yalnız, aza ile amel imanın asli bir rüknü değil, kemali bir rüknüdür. Amelsiz iman da makbuldür, ama bu iman kamil bir iman değildir. Kamil iman ise ancak tahkiki olan imandır.

Tahkiki İman, Allah’ın isim ve sıfatlarının kainattaki tecellilerini okuyarak, her şey üzerinde Allah’ın rablık ve ilahlık unvanını görerek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek demektir. Kainatta her şeyin Allah’a açılan bir pencere olduğunu ve bu pencerelerden Allah’ın isim ve sıfatlarını seyrederek, sağlam ve kuvvetli bir iman getirmek anlamındadır. Yani tahkiki iman, sarsılmaz ve şüphelere mağlup olmaz derecede ispat ve deliller ile Allah’a ve onun bildirdiklerine iman etmek anlamına geliyor. Tahkiki imanın da kendi arasında çok derece ve mertebeleri vardır.

Allah insanın fıtratına, tarlaya tohumun ekilmesi gibi, bir çok kabiliyet ve istidatları ekmiş. Ta ki, bu kabiliyetler ilim ve ibadet vasıtası ile inkişaf ederek gelişip büyüsün ve Allah’ın isim ve sıfatlarına güzel bir takvim ve parlak bir ayna olsun. Allah, insanın fıtratına ekilen bu kabiliyetlerin inkişaf etmesini de ilme bağlamış. İnsan ilimde terakki ettikçe, mahiyetinde gizli ve açılmayı bekleyen şeyler de beraberinde terakki edip izhar ve ilan oluyor.

 Mesela, maddi ilimler noktasından tıp ilminin inkişaf etmesi ile insanın bedenindeki o harika sanatlar ve incelikler açığa çıkıp, sanatkarı olan Allah’ı takdis ve tazim ediyor. İnsan bu tıp ilminin çıkardığı harika sanatları iman ve marifet iksiri ile gözlemlerse, o zaman tıp ilmi bir cihetle hakiki ve maksut bir ilme dönüşüyor ve Allah’ın şafi ismi başta olmak üzere bir çok ismine güzel bir takvim ve ayna oluyor. Tıp ilminin esası ve hakikati Allah’ın isimleridir, lakin bu hakikat ve esas ancak iman ve marifet gözlüğü ile görülebilir.

Bütün maddi ve manevi ilimlerin hepsi Allah’ın bir ismine veya bir çok isimlerine açılan pencereler hükmündedir. Bu ilimlerin iksiri ve motoru da iman ve marifettir. Yani, Kur’an’ın ders verdiği şekilde o ilimlere bakıp, o ilimleri doğru ve hidayet süzgeci ile süzebilmektir. Yoksa felsefi bir bakışla, o maddi ve manevi ilimlerin altında duran Allah’ın isimleri görülmez, gizlenir. Böylece ilimlerin esası ve hakikati olan iman ve marifet insan mahiyetinde ne görünür ne de inkişaf eder.

Yani  kainatın bütün maksat ve vasıtaları hep iman ve marifete yönelmiş, ona bakıyor. Her şey imanın ve marifetin anlaşılması ve yaşanması için tasarlanmış. Öyle ise ilimlerin ilimi, ilimlerin şahı ve bu ilimlerin gerçek gayesi iman ve marifettir. İman ve marifeti bilmeyen birisi, bütün kevni ilimleri bilse de esassız ve hakikatsizdir.   

Okumuş ve eğitimli insanlarda, ben bilirim havası ve enaniyet ziyadesi ile inkişaf ettiği için, çok zahir hakikatleri bile göremeyebiliyorlar. Enaniyet ve kibir ilmin şeklini değiştirip, küfre vesile yapabiliyor. Hatta bu asrın en büyük kafirleri, bunların içinden çıkmış.

İnsanın düşünce yapısını ve fikir alemini şekillendiren ve besleyen iki ana unsur vardır. Birisi fikir nurudur. Yani akıl ile dış alemden aktarılan verilerdir. Diğeri ise kalbin aydınlığından, iç alemden toplanıp gelen nurlardır. Allah insanı iki boyutlu bir fıtrat ile yaratmıştır. Birisi dış alem, diğeri ise iç alem. Dış alemin kapısı akıl, iç alemin kapısı ise kalptir.

İşte insanın dış kapısı açık olsa, oradan tonlarca veri ve bilgi aksa, ama iç kapı kapalı, yani kalp zulmet içinde olsa, o dışarıdan gelen ilim ve veriler fayda vermez. Nasıl görmek için gözün hem beyaz tabakası hem de siyah tabakası olması gerekir, yoksa görme gerçekleşmez.

Aynı şekilde fikrin aydınlığı ve ilmi yanında, kalbin idrak ve basiret noktası da beraber olması gerekir. Yoksa, basiret ve sezgi gerçekleşmez. Kalbin süveydası olan enaniyet ve kibir kafirler için kalpteki karanlık ve günahlı  noktadır ki, gelen bütün ilimleri manasız ve boşa çıkaran bu noktadır.

Müminin kalbindeki hidayet ve iman, kalbin ortasındaki idrak ve basiret noktasıdır. Bu da kafirin aksine, gelen bütün ilim ve manaları imana ve sevaba kalbeden / dönüştüren bir makine gibi çalışıyor.

Göze her taraf ışık olsa ama gözün içindeki siyah tabaka olmadı mı, görme olmaz. Onun için bir adam kainatın bütün ilimlerini bilse ve anlasa, kalbindeki o basiret ve idrak nuru yoksa, hepsi boşa çıkıyor, imana dönüşmüyor.  Bu sebeple kimse "filanca ilim adamı inkar etmiş onca ilmine rağmen", diye şüpheye düşmesin.

Basiret ise, kalbin anlama ve kavrama yeteneğidir. Akıl için, nasıl mantık kaideleri varsa, basiretin de anlama mekanizması ince ve latif bir donanım ile çalışır. İnsanda iki akıl vardır; biri baş aklı, diğeri kalp aklı. İkisi uyum içinde olursa netice alınır, yoksa biri çalışır, diğeri çalışmaz ise netice tek taraflı gider.

Basar maddeyi görür, basiret ise röntgen şuaı gibi maddenin maverasını seyreder ve oradaki marifet şualarını toplar.

İşte bilim adamlarının maddi gözü maddi ilimleri görüyor, ama kalbî gözleri o ilimlerin maverasını göremediği için, imana gelmiyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Mebhas, Dördüncü Nokta | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4298 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Sözlükten aktarıyorum. SÜVEYDA-ÜL KALB: (Sevâd-ül kalb, Sevdâ-ül kalb) Kalbin ortasında varlığı kabul edilen siyah nokta. Kalbdeki gizli günah. Buna Habbet-ül kalb, Esved-ül kalb de denir. Kalbdeki basiret mahalli diye bilinir. Eskiden bir kısım muhakkikler, kalbin mezkur mahalline; Mahall-i ulum-u diniyye demişler. Ekseriyyetle mahall-i idrak ve basiret olarak kabul edilir. Bir kısım âlimler de "Kalbin dahili olan akıldan ibarettir" demişler. (Kamus)Kalbdeki bu mezkûr nokta: Kâfirler ve Allaha isyan edenler için şekavet ve günah, mü'minler için ise: Basiret ve idrak mahalli olarak bilinir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...