Block title
Block content

Ders yapmada; "kabiliyeti olmayan ders yapmamalı", diyorsunuz. Merak ettiğim şu, ondan başka kimse yoksa ders yapılmamasından o mesul mü?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Liyakat ve salahiyeti üstünde bulunduran kimselerin, vazifeden kaçınması caiz olmaz. Bir de bu iman hakikatlerinin neşri vazifesi ise, bu, daha da bir önem ve mesuliyet kazanır. Bu sebeple her kabiliyet sahibi, kabiliyeti doğrultusunda vazifesini ifa etmekle mükelleftir.

Kabiliyet kavramı bu noktada izafi yani göreceli bir kavramdır. Zira her insanda az veya çok okuma ve anlatma kabiliyeti vardır. Burada mevzubahis olan konu; daha iyi yapacak arkadaş varken, onun altındakinin öne geçmemesidir. Yoksa, kimse yoksa mecburen liyakat esasına göre bir başkası o vazifeyi uhdesine alır. Yani kabiliyetlerin keskin bir sınırı yoktur, şu sınırın altındakiler yapamaz, üstündekiler yapabilir, diye bir hüküm koymak mümkün değildir.

Nasıl askerde komutan yoksa, emir-komuta onun bir alt rütbesine geçer, aynı şekilde bir beldede liyakatli bir ağabey yoksa, onun yerine daha az liyakatli bir ağabey o vazifeyi ifa eder. Yani vazife boş ve muattal kalmamalıdır. Şayet herkes kenara çekilirse o zaman herkes mesul olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

abdullah41
Artik gunumuzde tabir caiz ise, her yer sohbet kaynaklari ile dolu. Elhamdulillah. Hem sohbet yapacak arkadasimiz cok, hem de internette degisik degisik videolar bol miktarda mevcut. Hakki ile sohbet edecek biri yoksa, durumu idare edecek birinin sohbet etmesi yerine, bu ishin ehli bir abinin / hocaminizin sohbet videosunu seyretmek daha isabetli degil mi acaba?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Dershanelerde sürekli bir şekilde video sohbeti vermek hem dershane geleneğine hem de yeni yetişecek hatiplere bir engel olur kanaatindeyiz. Bu yüzden dershanelerde şahısların ders yapması ve ders yapacak şahısların yetiştirilmesi daha isabetli olur kanaatindeyiz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah
Ders "yapmak"??? Üstadımıza ilhamen yazdırılmış, biz de okuyoruz, seslendiriyoruz, birşey yapıyor veya anlatıyor değiliz. Dersteki hakikate ayine olabildiğimiz ölçüde "iyi" ders okumuş oluruz, bu da nefsine okumak, anlayıp sindirmek, halinde yaşamak, hakikati üstünde taşımakla mümkün olur. Hitap kabiliyeti veya belagatte usta olmak değildir Risale dersi okumak. Eğer öyle sanılırsa dersteki sırr-ı ihlas gider, herkes nefsine değil başkasına okur dersi. Bu vartadan değilmi ki bülbül gibi ezberden risaleleri biliyoruz konuşuyoruz ama uhuvvet imtihanlarında tenkit ve samimiyetsiz davranışlardan uzaklaşamıyoruz.. Ders okumayı iyi anlamamız lazım.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Ders okumak ile yapmak farklı şeylerdir. Okuma işini okuması düzgün olan herkes yapabilir. Ama ders yapmak için kabiliyet, tecrübe ve vukufiyet gerekir. Ya ihlas zedelenir kaygısı ile insanlar kabiliyetlerini ihfa ederse bu hizmet için büyük bir kayıp olur. Allah insana bu kabiliyetleri ihfa etmek için değil ihlas ile izhar etmek ve insanlara faydalı olmak için takmıştır. Güzel sesi olan ezan ve kamet edecek, güzel hitabeti olan da bu kabiliyetini ders yapmada kullanacak.

İhlas ve tahdis-i nimet gibi durumlar insanın kendi iç dünyası ile ilgilidir. Biz insanların iç dünyasında ki bu durumu yargılamak ile mükellef değiliz hatta hüsn-ü zanna memuruz. Zaten İslam dünyasında görülen  her alanda ki fakirlik ve zafiyet bu gibi yanlış tevazu ve zühd anlayışından ileri geliyor. Kibre girme riskinden küfran-ı nimete sapıyoruz.  Halbuki tahdis-i nimet denen bir vasat mertebe var.

Başkalarını  kusurlu ve samimiyetsiz görmemiz yerine kendi nefsimizin ayıplarına ve kusurlarına bakmamız daha makul ve daha isabetli olur. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...