DEVİR - TESELSÜL

“Devir: Dönmek ve aktarmak.Birbirini icat etmek.

Teselsül: Silsile teşkil etme. Zincirleme.”

İKİ AYRI YOL

Devir ve teselsül: "Kelâm ilminde," Allah’ın varlığını ispat için başvurulan iki ayrı metod…

Devir, "dönme ve aktarma" gibi mânalara gelir. Teselsül ise "birbirine bağlı olma, bir silsile meydana getirme," demektir.

Devirde, bir şeyin bir başka şeyi yaptığı, o yapılan şeyin de dönüp kendisini yapan şeyi yaptığı farzedilerek bunun muhal olduğu ve şeyin ancak Allah’ın irade ve kudretiyle vücud bulduğu izah ve ispat edilir.

Teselsülde ise bir şey silsile hâlinde tâ ilk atasına kadar götürülür ve o ilk atanın mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiği ve onu yaratan kim ise bütün torunların da yine O’nun mahluku olacakları ifade edilir.

Bu konuda meşhur bir misâl var: Yumurta ve tavuk misâli.

Biz de bu iki meseleyi aynı misâl ile açıklamaya çalışalım.

Meselâ: "Yumurtayı kim yaptı?" diye sorulduğunda, farazî olarak, "tavuk" diye cevap veriliyor. Peki tavuğu kim yaptı diye sorulduğunda onu da yumurta yaptı, zira tavuk yumurtadan çıkıyor deniliyor. Buna göre, tavuğu devreden çıkardığınızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise bir şeyin kendi kendini yapması demek olur. Bu muhâldir ve mânasızdır.

Aynı şey tavuk için de söylenebilir. Yumurtalar devre dışı bırakıldığında tavuk tavuğu yapmış olur.

Teselsülde ise, "Tavuğu kim yaptı?" denildiğinde, yine farazî olarak, bu işi yumurtanın yaptığı söylenir. Sonra, "Yumurtayı kim yaptı?" denildiğinde, onu da önceki tavuğun yaptığı ifade edilir. O tavuğu bir önceki yumurtanın, onu da daha önceki tavuğun yaptığı farz edilerek, böylece bir silsile hâlinde tâ ilk tavuğa yahut ilk yumurtaya kadar varılır. Mahlukat, ezelî olmadığına göre, bu iş sonsuza kadar uzayamaz; bir noktada durulacaktır. İşte o noktada, bir yaratıcının varlığını kabul etmek vacip olur.

Üstat Bediüzzaman hazretleri, kelâm âlimlerinin takip ettikleri bu yolların çok uzun olduğuna, bazı arızalarla yolda kalma tehlikesinin söz konusu olabileceğine işaret ederek şöyle buyurur:

"...Mümkinat, birbirini icad edip teselsül edemez. Yahut o onu, o da onu icad edip devir suretinde dahi olamaz. Öyle ise bir Vâcib-ül Vücud vardır ki, bunları icad ediyor. ...

....Esbab, teselsülün berahini ile âlemin nihayetinde kesilmesinden ise, her şeyde Hâlık-ı Külli Şey’e has sikkeyi göstermek daha kat’î, daha kolaydır." Sözler

Bu yol Kur’ân yoludur. Hiçbir varlığın yaratılışını ne devir, ne de teselsül yoluyla bir başka varlığa vermez; "Her şeyi yaratan ve terbiye eden ancak Allah’tır" der.

Meyveyi kim yarattı denildiğinde cevap, "Allah yarattı," şeklinde gelir. Ve ağacın meyve yapamayacağı, onun ancak bir sebep olduğu nazara verilir.

Meyveyi yapan, öncelikle, meyve yapmayı bilecektir. Sonra insanları ve onların meyveye olan ihtiyaçlarını bilecektir. İnsanlara merhamet edecektir. Bütün şuursuz bir ağaca isnat edilmesi mümkün olmadığından, ne devir, ne de teselsül yoluna girmeksizin doğrudan doğruya meyveyi Allah’ın yaptığı ve insanlara ihsan ettiği ifade edilir.
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...