Block title
Block content

"Diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister." Bir ressam sergisini gezenlerin hayranlığından iftihar eder, gurur duyar? Cenab-ı Allah'ın Sübhan ismi eksik ve kusurdan münezzeh olduğunu ifade ediyor? İşhad istemesini nasıl anlamak gerekir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"... Gizli, kusursuz kemal ise, takdir edici, istihsan edici, "Maşaallah" deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemal ise, görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemâlini iki vecihle görmek; biri muhtelif aynalarda bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister."(1)

Allah’ın ebedi ve ezeli olan cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi bir şuunatıdır. Bu yüzden kendi cemal ve kemalini hem görecek hem de gösterecek aynalar yaratmıştır. Allah’a ait bu şuunat -hâşâ- geçici bir heves olmadığına göre, bu şuunat kati ve zaruri bir şekilde ebedi olan cemal ve kemalin seyirci ve gözlemcilerinin de  vücutlarını ve bekalarını ister. Yani ebedi teşhir olunma şuunatı ebedi seyircileri ister, demektir. Cennetteki rü’yetüllahı da bu kapsamda değerlendirebiliriz.

“Hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister.” buradaki daimi müşahede, Allah’ın İlahi gözlemlemesi anlamında iken, ebedi işhad ise mahlukatın İlahi gözleme daimi ve ebedi ayna olması anlamındadır. Malum ebedi cemal ve kemalin en büyük müşahidi İlahi müşahededir ve bunun sonu yoktur.

İnsan nasıl kendi güzelliğini görmek ve göstermekten bir keyif ve lezzet alırsa, aynı şekilde ama kudsi olarak Allah da kendi sonsuz kemal ve cemalini görmek ve göstermekten bir keyif ve lezzet alır. Bu Allah’ın şuunatıdır, yani İlahi bir keyfiyetidir. Bu keyfiyet sayesinde kainatta bir hareket ve faaliyet vardır.

Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’ndir. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için “mukaddes” kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur; ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlahiyedendirler. Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır.” hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın her bir fiilini icra etmekte, her bir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Özet olarak, sonsuz cemal ve kemalin gözlemlenme ve müşahede edilme isteği Allah’ın bir şuunatı ve İlahi bir keyfiyetidir. Tabir biraz dar biraz riskli ama, şunu diyebiliriz ki Allah kendini görmek ve göstermekten İlahi ve mukaddes bir lezzet alıyor, bu yüzden mahlukatı icat etmiştir.

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Suret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 3093 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

drerkan
Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Bu ifade soruma cevap veiyor!Aklı çok zorlamamk lazım bu konuda.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...