Dinden uzak yaşayan bazı insanlara sempati duymak, dinimize ters olmayan düşüncelerinden faydalanmak uygun olur mu? Risale penceresinden cevaplar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Her bâtıl bir mesleğin herbir ciheti bâtıl olmak lâzım olmadığı gibi, herbir hak mesleğin dahi herbir ciheti hak olmak lâzım değildir."(1)

"Fena ve fâni bir adamın, güzel ve bâki şöyle bir sözü var:

'Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.'
"(2)

Üstad'ın yukarıda vermiş olduğumuz ifadeleri, meseleye ışık tutar mahiyettedir. Yani hak ve hakikat kimin elinde olursa olsun; hak ve hakikattir, alınmasında bir sakınca yoktur. Lakin avam insanlar hakikat ile hakikati taşıyanı ayıramadıkları için, bazen hakikatin hatırına, hakikatsiz adamı hak zanneder, başka yanlışları onda görse hak bilebilir. Bu sebeple avam insanların hakikati doğru kaynaklardan öğrenmesi çok önemlidir.

Ama hakikat ile hakikati taşıyan adamı birbirinden ayıracak olgunlukta vakıf ve hakim birisi için, böyle bir kayıt yoktur. Yani münevver bir Müslüman alim, her hakikati herkesten alabilir, bunun bir sakıncası yoktur. Nitekim Üstad Hazretleri az da olsa bunun örneklerini Risale-i Nurlarda göstermiştir. Yüzmesini bilmeyen için denize girmek haramken, yüzmesini bilen için helaldir.

Diğer bir husus; muhatap avamsa onlara hitap ederken mümkün mertebe batılı tasvir etmemek gerekir. Zira avam insanlar mümeyyiz olmadıkları için, hakikatin yanında batılı da alıp cebine koyabilirler. Bu sebeple onlara hakikatler sunulurken, batıl tasvir edilmemelidir, hatta kaynak da mümkün mertebe verilmese iyi olur.

Muhabbet sanatkara değil de sanata oldukça, dinsiz ya da ateist birisini sevmekte bir zarar yoktur. Zira sanat ile sanatkar farklıdır. Kur’an, dinsiz birisine muhabbeti yasaklamış; ama dinsiz birisinin güzel bir iş ya da sanatından istifade etmeye bir yasak koymuyor. Bu sebeple biz şahıslara değil, onlardan sadır olan iş ve eylemlere bakalım, şayet bu iş ve eylemler güzelse alınır, değilse alınmaz. Ölçü bu şekildedir.

Üstad Hazretleri bu hakikati şu şekilde izah ediyor:

"Sual: Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur’ân’da nehiy vardır. لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰى اَوْلِيَآء Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?"

"Cevap: Evvelâ: Delil kat’iyyü’l-metîn olduğu gibi, kat’iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Hâlbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur’ânî âmm değildir, mutlaktır; mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me’haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir."

"Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san’atı içindir."

"Öyleyse her bir Müslümanın her bir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san’atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!"(3)

Tenbih: Bazen sanata olan muhabbet, sanatkara sirayet edip, sanatkarın yasaklanmış yönlerine de bulaşabiliyor. Özellikle avam insanlarda bu çok iltibas edilir. Buna dikkat etmek gerekir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Altıncı Risâle Olan Altıncı Mesele
(2) bk. a.g.e., On Altıncı Mektup'un Zeyli.
(3) bk. Münâzarat, Sualler ve Cevaplar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...