Block title
Block content

"Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez... Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler; şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez.”

Zaruriyat, dinin temel hükümleridir ve bunlarda bütün mezhepler ittifak etmişlerdir. Namaz hepsinde farz, içki hepsinde haramdır. İçtihad sadece fer’i hükümlerde, yâni teferruat sayılan meselelerde söz konusudur.

Meselâ, üç rekat olan vitir namazında bu üç rekatın birlikte kılınması, yahut ikisinin bir, tek rekatın ise ayrı kılınması fer’i bir meseledir.  Hanefiler dört rekatlık sünnet namazlarını selam vermeden birlikte kılabiliyorlar, Şafiiler ise bütün sünnet namazlarını ikişer rekat halinde kılıyorlar. Bir mezhepte abdestin sırasına uymak vacip, diğerinde sünnet.

İmam-ı Şar’ani Hazretlerine göre mezheplerdeki ayrılık, azimet-ruhsat ayrılığıdır. Birinde azimet olan diğerinde ruhsat olabiliyor. Ruhsatta bir kolaylık var. Hep azimetle amel edebilsek, mezheplerin yüzde doksan dokuzunda birlik sağlayabiliriz.  Meselâ, bir Hanefi kadına eli dokunduğunda abdestini yenilese, bir Şafii de bir yeri kanadığında yeniden abdest alsa iki mezhep birleşmiş olur.

“Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler; şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler.”

Tezelzül, zelzeleden geliyor, yâni sarsıntı geçiriyorlar. Ya terk ediliyor, veya eksik yapılıyorlar; sadece Cum’a yahut bayram namazı  kılmak gibi.

“... İslâmiyetin nazariyat kısmında ve selefin içtihadat-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu hâlde, onları bırakıp, heveskârâne yeni içtihadlar yapmak; bid'atkârâne bir hıyânettir.”

Üstat Hazretleri, “Karşımda müthiş bir yangın var. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor.” diye feryat ederken, bu büyük yangını görmezlikten gelerek, basit heveslerle yeni içtihatlar yapmaya kalkışarak  zaman kaybetmek, gereksiz fikirlerle münakaşa ortamları hazırlamak, böylece Müslümanların  birlik ve beraberliğine zarar vermek “bid'atkârane bir hıyanettir.”

“Heveskârane yeni içtihadlar yapmak” ifadesi üzerinde biraz daha durmak gerekiyor. Müçtehidlerin dönemi tabiîn ve tebe-i tabiîn dönemidir. O günden bu güne bin seneden fazla bir zaman geçtiği halde hiçbir alim içtihada kalkışmamış, “selefin içtihadat-ı sâfiyane ve hâlisanesi”ne tabi olmuştur. Herkesin dünyaya daldığı, menfaatin en büyük esas olduğu, ihlasın unutulup şöhret ve riyaya rağbet gösterildiği, dinî ilimlerde derinleşmenin geçmiş dönemlere göre oldukça zayıfladığı bir zamanda içtihad yapmaya kalkışmak hevesten başka bir şey değildir. Nitekim, bu kadar laf kalabalığına rağmen ortaya konulan ve Müslümanların rağbet ettiği bir içtihat da söz konusu değildir.

Bu hevesin kaynağında şu aldanma yatıyor: Bu gibi kimseler  Arapça bilmeyi Kur’ândan hüküm çıkarmaya kâfi zannediyorlar. Halbuki dil, ilimlere ulaşmada sadece bir vasıtadır; tek başına kişiyi herhangi bir ilme sahip kılmaz. Nitekim, Türkçe’yi hepimiz biliyoruz, ama bu bilgi bizi herhangi bir bilim dalında yetkili kılmaya yetmiyor. Bunun için özel bir gayret göstermemiz, o konuda ilim tahsil etmemiz gerekiyor.  Türkçe bilmek kimyacı olmaya yetmiyor, fizikçi olmaya yetmiyor, doktor olmaya yetmiyor. Ama, nasıl oluyorsa iş İlâhîyat konusuna gelince dil bilmek insanı içtihad yapmaya bile yeterli kılabiliyor.

Bunun ilimde yeri yoktur, ancak bir hevesten ibarettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...