Block title
Block content

DİYALOG

 

“Rûmlarla barış yapacaksınız. Siz ve onlar ortak bir düşmana karşı savaşacaksınız.”(Ebu Davud, Cihad 156)

Yahudi, Hristiyan gibi semavî din mensuplarına "Ehl-i Kitap" denir. Kur'an-ı Kerîm'de Ehl-i Kitaptan çokça bahisler vardır. Ehl-i Kitap, Peygamberimizi kabul etmediklerinden kâfir sayılmakla beraber, "Allah'ı inkâr eden." anlamında kâfir değillerdir.

Kur'an-ı Kerîm, Ehl-i Kitaba bazı konularda, kafirlere nisbetle ayrıcalık tanır. Mesela, onlardan kız almak caizdir ve kestiklerini yemek helaldir (Maide, 5/5). Onlara tanınan bu ayrıcalık, ehl-i küfre nisbetle, imana daha yakın olmalarındandır. Kur'an, onlara şöyle seslenir:

"Ey Ehl-i Kitab ! Bizimle sizin aranızdaki müşterek bir kelimeye gelin ! Ancak Allah'a ibadet edelim. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp bazımız bazısını Rab edinmesin." (Al-i İmran, 3/64).

Yani, birbirimizi Rab, Mevlâ, Hâkim-i mutlak tanımayalım. Bütün hareketlerimizi bir Hakk'ın emriyle ve Allah'ın rızasıyla ölçelim... Hepimiz Allah'a kul olalım. Kendimizi ancak O'na mahkûm bilelim. Birbirimize de ancak bu nokta-i nazardan tabi ve bağlı olalım.

Kur'an, Ehl-i Kitabın kendi alim ve ruhbanlarını, Rab edindiklerini bildirir (Tevbe, 9/31). Hristiyanlıktan İslâm'a geçen Adiy b. Hatem, "Ya Rasulullah, biz onları Rab edinmiyorduk." deyince Rasulullah, şu açıklamayı yapar: "Onlar, Allah'ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal yapıyor, siz de onlara uyuyordunuz. İşte bu, onları Rab edinmektir." Yoksa, herhangi birini Rab edinmek için illa ona "Rab" namını vermek şart değildir .

Şu ayet, Ehl-i kitapla mücadelede izlenecek yolu ifade eder:

"Onlardan zalim olanlar dışında, Ehl-i kitapla en güzel bir şekilde mücadele edin. Ve şöyle deyin: Biz, hem bize indirilene, hem de size indirilene iman ettik. Bizim de sizin de İlahımız birdir. Ve biz, yalnız O'na teslim olmuş kimseleriz." (Ankebut, 29/46).

Bu ayette, Ehl-i kitap, iki kısımda mütaala edilmektedir:

1. Zalim olanlar.
2. İnsaflı olanlar.

İnsaflı olanlarla en güzel bir mücadele yapılması emredilir. Bu tarz yaklaşım, onları İslâm'a çekecek, İslâm'a girmekte zorlanmayacaklardır. Çünkü İslâm'a girdikleri zaman Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı reddetmeleri gerekmiyor... Böylece, son peygamberin dinine uyacaklar ve muharref bir dinin mensubu olmaktan kurtulacaklardır.

Kur'an-ı Kerîm, Hristiyanların Yahudilere nisbetle İslâm'a daha yakın olduğunu bildirir:

"Yahudi ve müşrikleri mü'minlere en çok düşmanlık yapan kimseler olarak bulacaksın. 'Biz Hristiyanız.' diyenleri de mü'minlere sevgide en yakın kişiler olarak bulacaksın. Çünkü, onların içinde bilgin keşişler ve ruhbanlar var ve bir de onlar büyüklenmezler." (Maide, 5/82).

Tarih, üstteki ayetin bir ispatıdır. Yahudilerden İslâm'a girenler parmakla gösterilecek kadar azdır. Fakat Hristiyanlardan pekçok kimse, araştırmaları neticesinde İslâm'ı seçmişlerdir. Bugün Avrupa'da Hristiyan asıllı Müslümanların sayısı, yüzbinleri geçmektedir. Yine Avrupa'da pek çok kilise, cami haline getirilmiş ve bunlar İslâmî faaliyet merkezleri olarak hizmet vermektedirler.

Hristiyan ülkelerde İslâmi faaliyetlerin güzel neticeleri gözle görülen bir realite olduğu gibi, bu ülkelerin idarecilerinin İslâm aleyhinde tutumları da yine bir realitedir. Tarih boyunca devam eden "haçlı zihniyeti", günümüzde de bütün şiddetiyle devam etmektedir.

İnsaflı Ehl-i Kitabla en güzel bir mücadeleyi emreden Cenab-ı Hak, şu ayetle de onların zalim kısmıyla ilgili hükmü bildirir:

"Ehl-i Kitaptan Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kabul etmeyen ve Hak dini din olarak seçmeyenlerle, onlar zelil vaziyette kendi elleriyle 'cizye' verinceye kadar savaşın." (Tevbe, 9/29).

"Ayette sayılan özellikler, bütün Ehl-i Kitabı içine alır mı, yoksa almaz mı?" meselesi zaman zaman tartışma konusu olmaktadır. Ayetin "Ehl-i Kitabın hepsiyle, onlar cizye verinceye kadar savaşın" demeyip, "Ehl-i kitaptan şu özellikte olanlarla savaşın!" demesi, herhalde gözden uzak tutulmaması gerekir. Rasulullah'ın uygulaması da bu tarzda olmuştur. Hz. Peygamber, İslâm'ın Mekke döneminde bazı Müslümanları Hristiyan bir ülke olan Habeşistan'a göndermiş, orada rahat edeceklerini söylemiştir. Medine döneminde ise, hem yahudî hem de Hristiyanlarla diyaloğa girmiş, onlara Allah'ın dinini anlatmış, kendilerini iknaa çalışmıştır. Bunun neticesinde Ehl-i Kitaptan İslâm'a girenler olmuştur.

"...Ehl-i Kitabla en güzel bir şekilde mücadele edin!" ayetine, "mensuhtur" (yani, hükmü lağvedilmiştir) diyenler olmuşsa da bu tarz bir yaklaşım tatmin edici olmaktan uzaktır. Beydavî'nin de işaret ettiği gibi, onlarla cizye verinceye kadar savaşmak, "ahiru'd-deva"dır, yani son çaredir.

Kur'an'ın belirttiği gibi, "Ehl-i Kitabın hepsi bir değildir." (Al-i İmran, 3/113). Onların hepsini aynı kategoride görmek, Kur'anî ve tarihî realiteye muhaliftir.

"Yahudî ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez." (Maide, 5/51)

ayeti, onlarla diyaloğa ve beşerî ilişkilere mani değildir. Nitekim, ehl-i Kitaptan kız almak, Kur'an'ın hükmüyle sabit bir vakıadır (Maide, 5/5). Hamdi Yazır, üstteki ayetle ilgili şöyle der: Mü'minler, Yahudi ve Hristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara idareci olmaktan menedilmemiş, onları veli ittihaz eylemekten, yardaklık etmekten nehyedilmişlerdir. Çünkü onlar, mü'minlere yar olmazlar.

Fıkıh usulündeki "hüküm müştak üzerine olsa, me'haz-ı iştikak hükmün illetini gösterir" esasının, üstteki ayeti doğru yorumlama noktasında hatırdan uzak tutulmaması gerekir. Mesela, "hırsızlık yapanlara şu cezayı uygulayın" denildiğinde, hükmün illetinin hırsızlık olduğu aşikardır. Onun gibi, üstteki ayetteki nehiy dahi, Yahudi ve Hristiyanlarla, Yahudilik ve Hristiyanlık cihetleriyle ilgilidir .

Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Her bir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lazım gelirken, her zaman bunun gerçekleştiğini söyleyemeyiz. Onun gibi, herbir kafirin herbir sıfatı kafir değildir. Dolayısıyla, onlarda bulunan Müslüman sıfatlar veya faydalı san'atlar noktasından muhatap olmak niçin caiz olmasın? "Ehl-i kitaptan bir haremin olsa, elbette seveceksin."

Meseleyi şu şekilde özetlemek mümkündür:

Onlarla beşeri ilişkilerde bulunmak ayrı, onların din-örf ve adetlerine hayran kalmak ayrıdır. Birincisi Kur'an'ın nehyine dahil değilken, ikincisi kesinlikle yasaklanmıştır.

Yazar: Şadi EREN ( Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 7473 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

FatihKaan
Yani Dinler Arası Diyolog doğru mu ???
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurekseni
çok güzel özetlenmiş Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Fatih Kanlı

Bu makalenin ayet ve hadis temelli olması diyalog konusunda aklı karışık olanlara yada art niyetli olanlara bir çok bilgi veriyor.Tebliğden sorumlu olan müslümanlar ekserisi,doğduğu köyünden,ilinden ayrilmayip orada yaşlanıp ölüyor. Cami hocalarimiz ise camilerinden ayrilmiyor...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...