Dördüncü Mesele’de geçen "Kadir-i Mutlak o derece sühulet ve süratle ve mualecesiz ... gibi görünüyor, fehmediliyor." cümlesini, o meselede geçen âyetleri de nazara alarak misâllerle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Birinci âyet:

“Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, onun işi sadece 'Ol!..' demektir; o da oluverir.” (Yâsin, 36/82)

"Ol!" deyince hemen oluvermenin manası, Allah’ın bir şeyi irade ettiğinde, onun tahakkuku için zamana ve vasıtaya ihtiyacı olmadığını, dilediğinin hemen olacağını ifade eder. “İbda”da, yani yoktan ve bir anda yaratmada bu açıkça görülür, “inşa”da ise safhalar halinde yaratmanın her biri de yine “kün” emri ile olmaktadır.

Yaratmanın her çeşidi mübaşeretsiz, yani dokunmadan, temas etmeden tahakkuk ettirilir. Temas, iki maddî şey için söz konusudur. Elimizle kalemi tutarız, zira ikisi de maddîdir. Madde olmakla birlikte, elimize göre biraz daha latif olan havayı ise tutamayız.

Maddeden münezzeh olan Allah’ın icraatları da dokunmaksızın gerçekleşir. On Altıncı Söz'deki güneş misâlini hatırlayalım. Güneş, maddî-nuranî olduğu için yeryüzündeki eşyayı aydınlatması da ısıtması da mübaşeretsizdir. Meleklerin işleri de mübaşeretsizdir.

Dünyaya müekkel melek, dünyamızı yine mübaşeretsiz döndürür.

Ruhumuzun bedenimizdeki işleri de mübaşeretsizdir.

Güneş, gezegenlerini dokunmaksızın etrafında gezdirir. Mıknatıs da çivileri dokunmadan kendine çeker.

Allah’ın yarattığı bu mahlûklarda mübaşeretsiz iş görmenin bu kadar çok misâli gözümüz önünde cereyan ederken, bir ismi “Nur” ve bütün sıfatları nuranî olan Allah’ın yaratması ve diğer fiilleri elbette mübaşeretsiz olacaktır. Ve öyle de oluyor.

Not: "Kün" emri hakkında daha geniş bilgi için Yedinci Söz'de geçen, “Emr-i kün feyekün’e malik bir sultana acz tezkeresiyle istinat etme” hakkındaki sualin cevabına bakılabilir.

İkinci âyet:

“(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) Kıyamet’in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır.(Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.) ” (Nahl, 16/77)

“Ol...” emriyle alâkalı açıklamalar, kıyametin bir anda kopması için de geçerlidir.

Üçüncü âyet:

“Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 50/16)

Cenâb-ı Hak, maddeden ve mekândan münezzeh olduğuna göre, burada sözü edilen yakınlık ilim ve kudret bakımındandır. Her iki manayı da ders veren farklı âyet-i kerîmeler vardır. Bunların birlikte düşünülmesiyle, yakınlığı hem ilim, hem de kudret olarak anlıyoruz. İlmin yakınlık sahası bir yönüyle kudretten daha geniştir. Zira kudret gerektirmeyen nice şeyleri de Allah bilmektedir; henüz yaratmadığı mahlûkat gibi. Lakin kudretiyle yaptığı icraatları da yine ilimle birliktedir. Yani, icraatlar ilim dairesinde ve kudret ile yapılırlar.

Dördüncü âyet:

“Melekler ve Rûh (Cebrâil), ona miktarı elli bin sene olan bir günde yükselirler.” (Meâric, 70/4)

Daha önce de bir sual münasebetiyle ifade ettiğimiz gibi, “elli bin sene” tâbiri için iki farklı izah getirilmiştir. Birisi, bu “sene” melaike ve ruh senesidir. Diğer manası ise, bu “sene”nin âhiret senesi olduğudur. Cennette sonsuzluk hüküm süreceği için, âhiret senesini “mahşer, vakfe, mizan ve sırat safhalarının tümü” olarak düşünmek gerekir. Bu dönemler mümine ve kâfire göre farklı olacaktır.

Bazı müfessirler, bu âyet-i kerîmede bilhassa meleklerin urûcu anlatıldığından, bu senenin âhiretle bir alâkası olmadığını, sadece meleklerin arşa yükselmelerinin anlatıldığını ve mesafenin büyüklüğünün nazara verildiğini söylemektedirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...