Block title
Block content

"Dördüncüsü: Lisan-ı hâl ve kâlinle Hâlik’inin dergâh-ı rububiyetine ubudiyetini ilan etmektir." Dördüncü emri izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evet, insanın en büyük vazifelerinden biri de dergâh-ı rububiyete karşı lisanıhâl ve lisanıkâl ile ubudiyetini ilan etmektir.

Dua iki kısma ayrılır. Birincisi bizlerin bildiği, dil ile yapılan duadır ki buna “lisanıkâl” denilir. İkincisi ise hâl lisanı ile yapılan duadır ki buna da “lisanıhâl” denilir. Hâl dili ile yapılan dualar da üçe ayrılır:

1. İhtiyaç lisanı ile yapılan dualar: Mesela bir çiftçinin toprağı kazması, ihtiyaç lisanı ile yapılan bir duadır. Çifti o hâli ile ihtiyacını Allah’a arz eder. Yine bir kuşun kanat için, bir balığın yüzgeç için, bir ağacın yaprak ve meyve için yaptığı bütün hâlî dualar, lisanıihtiyaç ile yapılan dualardır. 

2. İstidat, yani kabiliyet lisanı ile yapılan dualar: Bir yumurtanın kuş olabilmek için, bir tohumun çiçek olabilmek için ve bir çekirdeğin ağaç olabilmek için yaptığı hâlî dualar, kabiliyet lisanı ile yapılan dualara misaldir.  

3. Izdırar, yani zorda kalmanın lisan-ı hâli ile yapılan dualar: Bütün ümitlerin kesildiği, bütün sebeplerin sükût ettiği, bütün umutların kaybolduğu ve son derece sıkıntılı anlarda hâl lisanı ile yapılan dualardır. Bu durumlarda kişi âdeta hâli ile yalvarmakta ve bir çıkış yolu istemektedir. Burası için Birinci Lema’da anlatılan Hz. Yunus (a.s.)’ın kıssası mütalaa edilebilir.

Demek dua ikiye ayrılıyor: Lisanıkâl ve lisanıhâl. Lisanıhâl de kendi arasında üçe ayrılıyor: Lisanıihtiyaç, lisanıistidat ve lisanıızdırar.

İnsanın vazifesi ise hem kâl lisanıyla hem de hâl lisanı ile Allah’a yalvarmak ve ona ibadet edip kulluk etmektir.

Cenab-ı Mevla bizleri, kulluğun şuuruna ulaşan bahtiyarlar zümresine dâhil eylesin. Âmin!

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

Nurun fedaisi

LİSAN-I HÂL
Dudak, dil, tükürük bezi, ses telleri ve hava… İşlemeye hazır bir tezgâh gibi. Kelime üretimi için her şey hazır. Bir emir bekleniyor, beden ülkesinin sultanından. Konuşma ruhun sıfatlarından biri. Ruh, konuşma fiilini icra etmek istediğinde ağızdaki bu harika tezgâh faaliyete başlıyor. Ve insan, arzusunu muhatabına böylece ulaştırıyor. Karşısındaki şahsa dinî ve ahlâkî bir mesaj vermek istiyorsa, sözünün tesirli olabilmesi için en önemli şart, sözü özün desteklemesi. Söylenen sözün hâle tercüman olması. Câmi, hâl diliyle durmadan namaza davet eder. Müezzin ise bu davete namaz vakitlerinde tercüman olur. Bir mümin de ahlâkıyla örnek insan oldu mu, çevresindekileri hâl diliyle durmadan İslâm’a çağırır. Onlara bir şeyler söylediğinde dili hâline tercüman olmuş olur ve sözü tesir eder. “Eğer biz, ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlarla İslâmiyete girecekler. Belki, Küre-i Arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.” — Tarihçe-i Hayat Bediüzzaman’ın bu güzel sözlerini okuduğumda, insanlık âlemine İslâm’ın lâyıkınca ulaşmamasının ağır yükünü âdetâ üzerimde hissettim. Demek ki dedim, kendi kendime; biz, hepimiz İslâm’a uygun bir hayat sürebilsek, yâni hâl diliyle İslâm’ın güzelliğini, üstünlüğünü ilân edebilsek nice insanların hidayetine vesile olacağız. Bir başka ifadeyle, bunu yapmamakla kim bilir kimlerin İslâm’dan uzaklaşmalarına yahut en azından ona yaklaşmamalarına sebep oluyoruz. Ben bu vicdan muhasebesiyle meşgul iken, bir âyet-i kerime hatırıma geldi: “Rabbimiz, bizi kâfirler için bir fitne (imtihan aracı) yapma.” — Mümtehine Sûresi, 5 Bu âyetin, “Yârabbi, bizi kâfirler karşısında mağlûp edersen, onlar için bir fitne oluruz, kendi dinlerini hak, İslâm’ı bâtıl sanırlar” mânâsı olduğu gibi; “Yârabbi, sen bizi İslâm’ı lâyıkınca yaşamama bedbahtlığına düşürme ki, kâfirlere fitne vasıtası olmayalım; bunların elinde de hak mı olurmuş, deyip de, Senin yolundan yüz çevirmesinler” mânâsı da vardır. Ruhun huzur ve saadeti, belli bir ölçüde, bedenin sıhhatine de bağlı olduğu gibi, İslâm’ın neşir ve ilânı için de mânânın madde ile desteklenmesi gerekir. Yâni, hem konuştuğumuz güzellikleri hâlimizle ilân edeceğiz, hem de güçlü, kuvvetli olacağız. “Bu zamanda i’lâ-yı kelimetullah maddeten terakkiye mütevakkıfdır.” buyuran Bediüzzaman Hazretleri, bu noktada Müslümanlara büyük bir mesuliyet de yüklemiş oluyor. Maddeten terakki etmez ve İslâm’ın ulviliğine lâyık bir halde yaşamazsanız ona hakkıyla hizmet edemezsiniz, buyuruyor.
İstifade etmeMiz dileğiyle.. Selam ve dua ile.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...