DUA

“Niyaz. Yalvarış. Tazarru.”

“Dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise semeratı uhreviyyedir.” Sözler

Dünya hayatımız iki esas üzere yürüyor: Menfaatı celp ve zararları def.

Mânevî hayat da öyle; onun da fayda ve zarar bölgeleri var. Onun da dostları ve düşmanları mevcut. O da sıhhat bulabiliyor ve yara alabiliyor. O da besleniyor, büyüyor; hastalanıyor ve ölüyor...

İnsanın yaratılışında ibadet vardır, sığınma vardır, dua vardır... Ve insan, bu büyük şerefe kolayca ulaşabilmesi için son derece fakir ve zayıf yaratılmıştır.

Namaz, oruç ve sair ibadetlerin herbiri ayrı bir duadır. Gözü güneşe kavuşturan Allah, bizi de cennete kavuşturmaya kadir; yeter ki, istemesini bilelim ve duamız kabul olsun...

“Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz.” Fatiha Sûresi

Hiçbir şeye gücü yetmeyen ve her şeye muhtaç olan insan, nasıl dua kapısını çalıyorsa, aynı şekilde, defetmesinden âciz kaldığı hadsiz düşmanlarına karşı da istianeye başvuruyor, Rabbine sığınıyor, O’ndan medet diliyor.

Rabb-ül-âlemine hamd ile başlayan Kur’ân sûreleri, “Rabbülfelâk” ve “Rabbünnâs” olan Allah’a sığınmakla son bulur...

Uçan bir sineği tutmak isteseniz, sizin şerrinizden kaçar ve odanın kuytu bir köşesine sığınır. Ama, o sineğe içinde uçuştuğu hava unsuru düşman kesilirse artık nereye kaçacaktır? Yapacağı tek şey kalmıştır: Hava unsurunun Hâlıkına sığınmak. Bizim de bütün mahlûkatın şerrinden, nefsimizin ve diğer insanların şerrinden Rabbülfelâk ve Rabbünnâs olan Allah’a sığınmamız bunun gibi...

İstemenin en ileri, en ulvî derecesi, Rabbimizden rızasını istemek, O’na imanda, O’nu sevmede ve O’ndan korkmada kemâle ermeyi istemek...

“Kalpler ancak O’nun zikriyle mutmain olur” mealindeki âyetin verdiği derin mesaja kulak vererek, O’ndan O’nu anmayı dilemek…

Bize bizden daha yakın olduğunun şuuru içinde, O’nun yakınlığını kalbimizde duymayı ve böylece O’nunla olmayı istemek.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...