Block title
Block content

DÜNYA

 
Konuşma dilinde dünya, şu üzerinde bulunduğumuz yer küresine denilmektedir. Istılahta ise dünya, ahiret aleminden bir önceki alem, şu anda yaşadığımız alem anlamındadır.

Dünya, “bir kitab-ı Samedanîdir; ahiretin tarlasıdır; seyyar bir ticaretgahtır; bir misafirhanedir.”

Bir hadiste, “dünya mü’mine zindan, kâfire cennettir” denilmesi, ahirete nisbetledir. Yani, mü’min dünyada kısmen kusurlarının cezasını gördüğü için, dünya onun hakkında bir ceza yeridir ve onun saadetli ahiretine nisbeten bir zindan ve cehennemdir. Kâfir ise, cehennemde ebedî kalacağından ve bir kısım iyilikleri varsa, mükafatını bu dünyada gördüğünden, cehenneme nisbetle bu dünyada cennette sayılır.

Kendini dünyanın servet ve şaşaasına kaptırmış olan Karun’a, kavmi şu hatırlatmayı yaparlar: “...Dünyadan nasibini unutma!” (Kasas, 76).

Dünyadan nasibin ne olduğu hakkında Hamdi Yazır, şu açıklamada bulunur:
Bazıları, “helâl rızk ve meşru dünya zevki, diye anlamak istemişlerse de, o geçici dünyanın kendisi demektir. Asıl dünyadan nasip ise, “dünya ahiretin tarlasıdır”, muktezasınca, ahiret için edilen intifa, ahirete kalacak ameldir. Yoksa dünyadan nasib, nihayet bir kefendir.”

Tasavvufun mühim esaslarından biri, dünyayı terketmektir. Şüphesiz bu terk, kesb (çalışma) yönünden değil, kalb yönündendir. Mahiyetine hem madde, hem mânâ dercedilen insan, maddenin mahkumu olmamalıdır. Zira madde, ancak mânâya hizmetkar olabilir. Bir insan para kazanmalı, fakat parayı kalbine değil, kasaya koymalı ve o parayla İslâma hizmet etmelidir. Mevlâna’nın teşbihiyle, “Su geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.”
Paylaş

Yorumlar

ilyas94557

"Dünya, bir kitab-ı Samedanîdir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil, belki başkasının zât ve sıfât ve esmasına delalet ediyorlar. Öyle ise manasını bil al, nukuşunu bırak git.

Hem bir mezraadır, ek ve mahsulünü al, muhafaza et; müzahrefatını at, ehemmiyet verme.

Hem birbiri arkasında daim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmanın tecelliyatını anla ve müsemmalarını sev ve zevale ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes.

Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma.

Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise, nazar-ı ibretle bak ve zahirî çirkin yüzüne değil; belki Cemil-i Bâki'ye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön ve o güzel manzaraları irae eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme.

Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerim'in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git. Herzekârane fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle manasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma." gibi zahir hakikatlarla dünyanın içyüzündeki esrarı gösterip dünyadan müfarakatı gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin herşeyde ve her şe'ninde bir izi bulunduğunu gösterir. İşte Kur'an şu beş veche işaret ettiği gibi, başka hususî vecihlere dahi âyât-ı Kur'aniye işaret ediyor.
Sözler ( 204 )

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...