Block title
Block content

"Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya âyinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsalleridir... Bunlar şarap değil serapdır." izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz!  Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya âyinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsalleridir. Evet, müstakbel mazinin âyinesidir. Mâzi berzaha, yani öteki âleme intikal ve inkılâp ettiğinde sûretini ve şeklini ve dünyasını istikbal âyinesine, tarihe, insanların zihinlerine vedia ediyor. Onlara olan mânevî ve hayalî muhabbetleriyle dünya muhabbeti tatlı olur. Meselâ: Arkadaşlarının ve akrabasının timsallerini ve fotoğraflarını hâvi büyük bir âyineyi yolunda bulan bir adam, şark cihetine giden adamların memleketlerine gidip onlara iltihak etmek için çalışmayıp da, o âyinenin içindeki timsaller ile uğraşır, muhabbet eder. İşte bu adam gafletten ayıldığı zaman: “Eyvah, ne ediyorum! Bunlar şarap değil serapdır. Bunlar ile uğraşmak azb değil azapdır.” der, arkadaşlarına yetişmek üzere şark seferine tedârikâtta bulunmaya başlar."

“Hidayet nurları” denilince, hem kâinat kitabındaki bütün hikmetler ve bütün esmâ tecellileri,  hem de hidayet  önderleri olan peygamberlerin, evliya ve asfiyanın hayatları, irşatları, tebliğleri ve bıraktıkları eserler anlaşılabilir.

Burada daha çok bu ikinci mana esas alınmış oluyor. Yâni, dünya hayatımızı başta Kur’ân ayetleri ve Peygamberimizin (asm.) örnek hayatı olmak üzere, insanlara doğru yolu gösteren ve onlara rehberlik eden bütün mürşitler ve âlimlerle güzelleştirmekte, faydalı  olmakta ve mâna kazanmaktadır. Bu Hak dostları, vefat etmekle mâziye geçmişlerse de hatıraları ve eserleri hafızalarda baki kalmış, tarihe mal olmuştur. Onların örnek hayatlarını elimizden geldiği kadar taklide çalışmak dünya hayatımızı güzelleştirir.

Ancak, bir gayret göstermeden sadece o muhterem zevatın hayatını okumak, menkıbelerini zevkle anlatmak yeterli olmaz. Üstat hazretleri bunu gaflet olarak değerlendiriyor ve he onlarla beraber olmak için çalışmayıp sadece  o zâtların fotoğraflarına bakmaya benzetiyor.

“Bunlar şarap değil serapdır. Bunlar ile uğraşmak azb değil azabdır.”

Burada şarap kelimesi, insanın susuzluğunu gideren içecekler manasında kullanılmıştır.  İnsan suyun resmine bakmakla susuzluğunu gideremez, böyle bir bakış serapa talip olmak demektir. Gafletten uyanan insan,  serapla oyalanmaz, su membaına koşar. O muhterem zevat, ruhlarını ne ile doyurmuş, ne gibi manevî içeceklerle tatmin olmuşlarsa  bizim de onlara yönelmemiz, aynı şeyleri yapmamız, aynı yoldan gitmemiz gerekir. Ancak böylece hidayet güneşini bulabiliriz.

“Şark” denilince güneşin doğduğu taraf hatırlanacağı için, şark tarafına seyahat ifadesi de hidayete yönelmeyi ve hidayet öncülerine tabi olmayı temsil ediyor. Bu ifadede, garp kültürünü taklit etmek yerine İslâm medeniyetine talip olmaya da  bir işaret olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 938 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...