Block title
Block content

Dünyanın bir yerinde bir padişah olduğu gibi, başka bir yerinde başka bir padişah olabiliyor. İnsanın aklına da -haşa- bu kainat olduğu gibi başka bir kainat ve başka bir ilah olabilir mi diye geliyor. Risaleler ışığında cevaplar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu gibi vehim ve batıl ihtimaller, ancak akli ve mantıki kaziye ve önermeler ile def edilebilirler. Bu önermelerden bazılarına işaret edelim.

Şöyle ki: İlahlığın en büyük ve olmazsa olmaz şartları ve vasıfları vacip ve ezeli olmasıdır. Yani Vacip ve Ezeli olmayan bir şey İlah olamaz.

Vacip, varlığı kendinden olup, bir başka sebebe dayanmayan demektir. Yani Allah ilahlığını bir başka sebepten ya da ilahtan almış değildir, onun varlığı kendindendir. Şayet bir başka sebebe ya da ilaha dayansa, ilahlık vasfını kaybeder. Vacip sıfatı ilahlığın en büyük vasfıdır.

Ezelilik de ilahlığın en büyük vasıflarındandır. Ezelilik, başı ve sonu olmamak demektir. Yani Allah’ın başlangıcı ve sonu yoktur, ezeli ve ebedidir. Bir başlangıcı olsa vacip ve ilah olamaz. Zira başlangıçlık bir sebebe dayanma ve başka bir ilahın yaratmasına bakar. Yani Allah’ın bir başlangıcı ve sonu olmuş olsa idi, bir başka sebep ve ilah tarafından yaratılmış olması gerekirdi ki, bu da ilahlık ile bağdaşmaz.

İki ilah kavramı ile vacip ve ezeliyet kavramı mantık açısından aynı anda kabul edilemez. Zira vacip ve ezeli olan bir ilah, ikinci bir ilaha meydan vermez, ona varlık alanı bırakmaz. Uluhiyet sonsuz olduğu için, başka bir ilaha aklen meydan bırakmıyor. Bıraktığını farz sayarsak, sonsuzluk kavramı bozulur ki, bu da tenakuz olur. Yani uluhiyet hem sonsuz olacak, hem de başka bir sonsuz varlığın müdahalesi ile son bulacak; bu kavramlar ışık ile karanlığın bir nokta ve mekanda cemi gibi bir safsatadır.

Itlak ve ihata, her şeyi istisnasız kuşatmak ve hariçte hiç bir şey bırakmamak anlamına geliyor. Allah’ın isim ve sıfatları sonsuz olduğu için, kainatta hiçbir şeyi ve hiçbir noktayı hariçte bırakmadan ihata edip kuşatıyor. Her bir eşyayı istila edip başkalarının istila ve ihata etmesine fırsat vermiyor. Şayet bir şey hariç kalsa, bu bir eksiklik ve kusur olacağı için, Allah’ın isim ve sıfatlarının keyfiyeti ile bağdaşmaz.

 Şirk, bir şeyin tedbir ve idaresine ortak olmak demektir ki, ıtlak ve ihatanın esasına zıt bir durumdur. Yani Allah’ın kainat üzerinde mutlak tedbir ve idaresi varsa ki, vardır, o zaman şirke yer yoktur. Şayet kainatta şirk varsa, Allah’ın kainat üzerinde mutlak tedbir ve idaresi yok demektir. Hem şirkin hem de Allah’ın mutlak tedbir ve tasarrufunun kainat üzerinde  beraber olması iki zıddın cem olmasıdır ki, bu mümkün değildir. Nasıl ışık ile karanlık bir odada aynı anda cem olamaz ise, şirk ile mutlak uluhuyet de kainat odasında veya imkan aleminde cem olmaz ve olamaz.

İki ilahın farazi bir şekilde kabul edilip alemde tatbik edilmesi, bu fikrin imkansızlığını ifade etmek içindir. Yoksa iki ilah düşüncesi aklen ve mantıken mümkün değildir. Bunun gerekçelerine yukarıda bir nebze değindik.

Teselsül, bir şeyin zincirleme olarak sonsuza kadar ilerleyip gitmesi demektir.Yani her varlık, kendisinden bir önceki varlığın malülü (sonucu), kendinden sonra gelecek varlığın da illeti (sebebi) olmasıdır. Bu fikir bütün düşünce ekollerince reddedilmiştir. Zira hiçbir varlık sonsuza dek uzayıp gidemez, bir başlangıcı olması gereklidir. Bu başlangıcı var edecek sebebin ise başka bir sebebe muhtaç olmayan, varlığı ezeli ve ebedi olan vacibü'l-vücut olması lazımdır. Yoksa o da başka bir sebebe muhtaç olursa, muhtaç olduğu sebep de başka bir sebebe muhtaç olur, bu ilanihaye uzayıp gider. Böylece varlıklar hiçbir zaman var olamazlar.

Mümkün mümküne illet olamaz. Yani varlık sahasına çıkmamış bir şey, nasıl olur da başka bir varlığın ortaya çıkmasına sebep olabilir, kendisi yokken, başkasını nasıl var edebilir?

Mümkün olan bir şeyin, yani var ve yok olması dengede duran bir şeyin, bu dengesini bozacak, bir tercih yapacak Zata ihtiyaç var. Bu Zat da mümkün cinsinden olmaması gereklidir. Zira mümkün mümküne sebep olamaz. O zaman varlığı ezeli olan bir Zatın lüzumu aklen vaciptir.

Yaratıcı, kendisi yaratılmaya konu ve mahal oluyorsa, o zaten yaratıcı olamaz.Yaratıcının yukarıdaki deliller gereğince yaratılmamış, ezeli ve ebedi olması gereklidir, yoksa yaratıcı olamaz.

Ezeli ve ebedi bir Zat zaten ikinci bir yaratıcıya imkan bırakmıyor. Onun zatı ezeli ve ebedi olmasından, bir boşluk, bir ihtimal bırakmıyor ki, oradan girip ikinci bir yaratıcı meydana çıksın. Mesela temsilde hata olmasın, bir odayı tamamen eşya ile doldursan, ikinci bir oda hacmindeki eşya artık oraya girmez, zira birinci eşya orayı zapt etmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...