Block title
Block content

"Dünyaperestlik esasatı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et, fâni ol. Daire-i mülkünde ve malındaki eşyayı Mahbub-u Hakikî yolunda feda et. Mevcudatın ademnümâ akıbetlerini gör..." bütün mal-mülkü ihtiyacı olanlara dağıtmamız gerektiğini mi anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hem imanın hem ibadetin hem zühdün hem de takvanın çekirdekten ağaca kadar makam ve mertebeleri vardır. Kimisi bu saydıklarımızı ağaç mesabesinde yaşarken, kimisi de çekirdek mesabesinde yaşar. Makamı çekirdek seviyesinde olan birisinin, makamı ağaç seviyesinde olan birisini taklit edip kendini zor ve meşakkatli sıkıntılara atması uygun değildir.

Nasıl istiap hacmi iki ton olan araca on ton yük atılamaz ise, aynı şekilde iman istiap hacmi bir kilo olan bir müminin, yirmi otuz kiloluk ibadet ve züht yükünü sırtına alıp, sonra yarı yolda firar etmesi uygun ve gerçekçi olmaz. Bu sebeple herkes seviyesi ve kıvamına göre hareket etmelidir. Lakin istikametli ve mutedil bir şekilde peyderpey seviye yükseltilebilir.

Farzlar sınırlar olup, kim bu sınırları güzelce muhafaza ederse, salihler sınıfından sayılırlar. Lakin yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, salihler sınıfının da çekirdekten ağaca kadar çok mertebeleri vardır. Sadece farzları ifa etmek ile, salih olup, malını ve ömrünü imanda heba etmiş birisinin salihliği arasında çok farklar vardır.

Farzların dışındaki ibadetler mutlak bırakılmıştır. Yani her şahıs kendi kabiliyet ve kuvvetine göre bir ibadet dünyası kurabilir. Bunun belli bir standardı ve çerçevesi yoktur. Öyle ki, eski dönemlerde, bir gecede iki bin rekat namaz kılıp, kırk yıl aralıksız yatsı namazının abdesti ile sabah namazı kılanlar olmuştur.(1)

Üstad Hazretleri bu asrın insanları için bir formül ve  özetlemeyi şöyle yapıyor:

“ Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir.”(2)

diyor. Öyle ise iman ve  ilimde inkişaf etmek isteyen, bu eserlere dört el ile sarılmalı.

Üstad Hazretlerinin şu tespiti de meseleyi izah etmektedir:

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden, zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur'ân'dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum. Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup.

(2) bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a.

(3) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...