Block title
Block content

Düşünme fiilinde kudretin taalluk edip etmediği hakkında bilgi verir misiniz? Vücud-u haricisi olmadığı için kudret taalluk etmiyor dersek, düşünme fiilinden aciz insanları nasıl değerlendirebiliriz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Düşünce ve tasavvurun latif ve şeffaf olması, bizi yanıltmasın; o da Allah’ın kudreti ile yaratılan bir mahluktur.

Nasıl insanın fıtratındaki latife ve cihazlar, letafet ve kesafet bakımından birbirlerinden farklı ve muhtelif ise, aynı şekilde kalpten çıkan manalar da geçtiği ve geçirdiği süreçlere göre, letafet ve kesafet bakımından farklılık içerirler.

Mesela, insanın aklı ile kalbi letafet bakımından farklıdır. Kalp akla nispetle daha latif ve keskindir. Aynı şekilde kalpten çıkan bir mana, lisana gidene kadar latiflikten kesifliğe doğru ilerler. Yani kalpte latif olan mana lisana varana kadar kesif bir hale dönüşür. Tabi bu süreçte mana çok kırıntılarını ve köşelerini kaybederek lisana varır. Yani kalpte çok zengin ve nurani olan o mana, lisana vardığı zaman çok hususiyetlerini yitirmiş olarak varır. Tabi kalbin en derin ve latif manası da mahluk olup İlahi kudrete mahaldir.

İnsanın kalbindeki mana, ilk olarak hariçteki bir olay ya da herhangi bir uyarıcı tarafından, insan kalbinde atıl duran meyilleri uyandırarak harekete geçirir. Meyiller hareket ile kaynamaya başlar. Bu meyillerin kaynaması ile bazı ince ve latif manalar hava gibi uçuşmaya başlar, bu da aklın ilgi ve alakasını kendine çeker. Bu mana hava gibi ince ve latif olmasından ancak latif bir cihaz olan akıl ile avlanabilir.

Kalbin içi ve derinliği mana açısından en latif ve nurani olan mahaldir. Burada var olan manaları bazen ne akıl kavrayabilir, nede lisan ifade edebilir; lakin çok hassas olan vicdan gibi hissiyatlar bunu hissedebilir.

İşte kalp ile lisan arasında bulunan latif ve kesif manaları, tasvir edip cümle haline çevirmek için bir çok yöntem ve üslup vardır. Bu yöntem ve üslupta kesif olan manaya kesif levha ve işaret koymak, latif olan manaya da latif ve nurani işaret ve levhalar koymak şeklinde gerçekleşiyor. Yani burada asıl nokta mana ile mananın elbisesi hükmünde olan lafız ve cümlenin arasındaki ilişki ve bağlardır. Mana latif ise ona işaret eden lafız ve cümle de latif düşüyor. Remiz, işaret, ima, sarahat gibi terimler, kalp ile lisan arasında uçuşan manaların başındaki levhaları ve külahları hükmündedir. Her manaya bir levha ya da başına bir külah geçirilmez ise insanlar o manalardan mahrum kalır.

İster kalbin en derinindeki latif manalar olsun, ister ondan daha kesif olan akıldaki düşünceler olsun, hepsi mahluktur ve İlahi kudretin taalluklarıdırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...