Block title
Block content

Efendimiz kılıç sahibi mi olacaktır? Cihadın manevi olması geçici midir? Üstad, vicdan hürriyetinin laiklikle medeni devletlerin bir prensibi haline geldiğini ifade ediyor. Laikliği Üstad nasıl değerlendiriyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Peygamber Efendimiz (asm)'in ve ümmetinin kılıç sahibi olması, siyasi ve askeri güç anlamında kullanılmıştır. Peygamberler içinde siyasi ve askeri güç olma manası kemali ile ancak Peygamberimiz (asm) ve ümmetinde tecelli etmiştir. Bu vasıf ve bu hüküm bütün zamanlar için geçerlidir. Bu hükmün nesh olması söz konusu değildir.

Bu siyasi ve askeri güç, ancak hariçten gelen düşmanlara karşı istimal edilir. İslam aleminin kendi içinde silahla mücadelesi haramdır. Zira iç kavgalarda ve fitnelerde silahsızlanma ile ilgili Peygamberimiz (asm)'in kati emirleri vardır.

Bu hadislerden birkaç tanesini belirtelim:

Ebu Hureyre (r.a.) Allah Resulü'nün (a.s.m) şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

"Gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen koşandan hayırlıdır. Her kim fitnelerin başına dikilirse, fitneler onu yıkar. Her kim fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın."(1)

Ebu Bekre (r.a.) Allah Resulü'nü (asm):

"İki Müslüman kılıçları ile karşı karşıya geldikleri zaman öldüren de ölen de cehennemdedir." buyururken işittim, demiştir. Bunun üzerine ya ben ya da bir başkası:

Ey Allah'ın Resulü! Öldüren böyle ama ölene ne oluyor, dedi. Allah Resulü:

"Ölen de arkadaşını öldürmek istemiştir." buyurdu.(2)

Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre, Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça kıyamet kopmaz." buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü, "Herc nedir?" diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu.(3)

Bu hadislerden de anlaşılacağı gibi, dahilde münafık ve kafirler de hükmetse maddi cihat değil, manevi cihat geçerlidir. Dahilde silahla mücadele zulüm ve fitneden masum ve müberra olamaz. Mutlaka masum insanların kanı dökülür. Bu yüzden dahilde silahla mücadele değil, silahsız tebliğ mücadelesi gerekir. Bu hususta Ehl-i sünnet imamları da ittifak etmişlerdir.

Cihadı, sadece düşmanla harp etmek manasına indirgemek çok yanlıştır. Cihat, her Müslümanın  yapmakla mükellef olduğu geniş bir kavramdır. Düşmanla harp etmek bu geniş kavramın sadece bir şubesidir. Bu şubenin bazı arızalardan dolayı geçici olarak sekteye uğraması, bütün cihat kavramının da sekteye uğradığı anlamına gelmez.

Cihadın nefis ve kalp dairesinden tut ta, geniş dünya dairelerine kadar şubeleri vardır. Nefis ve kalp dairesinde yapılan cihat büyük, geniş dairede düşmana silahla yapılan cihat ise küçük cihat olarak tespit edilmiştir. Büyük dairede yapılan cihat sürekli olan bir cihat değildir, ama nefis ve kalp dairesinde yapılan cihat sürekli olan bir cihattır.

Büyük dairede olan cihat için devlet ve ordu gerekir. Kişiler kendi başına cihat yapamaz. Şayet devlet ve ordu İslam adına değilse, büyük dairede yapılacak bir şey kalmaz. O zaman cihadın şekli değişir, manevi cihat olur. Ta ki geniş dairelere hükmedene kadar. Devlete ve orduya hükmeden din düşmanları bir avuç elit guruptur. Geri kalan devlet ve ordu mensupları ise bu memleketin Müslüman evlatlarıdır. Kişi kime silah çekecek, kiminle cihat edecek, kimin kanını dökecek? Bu gibi düşünceler İslam ve Ehl-i sünnet yolu ile bağdaşacak tavırlar ve düşünceler değildirler.

Üstat, laiklik hakkında ya da Türkiye de nasıl anlaşılıp tatbik edildiği hakkında şunları söylüyor:

"Lâiklik İslâmiyet düşmanlığı mıdır? Lâiklik dinsizlik midir? Lâiklik, dinsizliği kendilerine bir din ittihaz edenlerin dine taarruz hürriyeti midir? Lâiklik, din hakikatlerini beyan edenlerin, imanî dersleri neşredenlerin ağızlarına kilit, ellerine kelepçe vuran bir istibdad-ı mutlak düsturu mudur?"

"Lâiklik, bir vicdan ve fikir hürriyeti olduğuna göre, dinsizler ve din düşmanları, İslâmiyet aleyhinde her çeşit hücumları, taarruzları yapar, anarşik fikirlerini o hürriyet-i vicdan ve fikir bahanesiyle neşreder de fakat bir İslâm âlimi o hürriyet-i fikir düsturuna istinaden bin yıldan beri İslâmiyetin serdarı olmuş bir millet içinde ve o milletin bin yıllık an'anesine, kanunlarına ittibâ ederek ve yine o milletin saâdeti uğrunda, ahlâk ve namusun muhafazası yolunda dinî bir ders beyan etmesi lâikliğe aykırıdır, diye suçlu gösterilir. 'Devletin nizamlarını dinî inançlara uydurmak istiyor.' diye mahkur gösterilir. Biz böyle bir gayr-ı mümkünün, mümkün olmasına ihtimal vermiyoruz. Adaletin buna müsaade etmeyeceğini şüphesiz biliyoruz."(4)

Laikliğin ortak ve genel bir tarifinde bugün insanlık ittifak edemediği için, en genel tanımı ve tarifi, din ve vicdan hürriyeti şeklinde tespit ve tayin edilebilir.

Ama maalesef Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü kemali ile uygulanmıyor. Laiklik daha çok, mason ve dinsizlerin istibdat ve inkarlarına bir perde olarak tatbik ediliyor. Bu vechesi ile laikliğe taraf olmak mümkün değildir. Risale-i Nur'da da bu manası ile laikliği benimseyen bir ibare yoktur.

Dipnotlar:

(1) bk. Sahih-i Müslim'deki h.nu: 5136.
(2) bk. a.g.e., h.nu: 5139.
(3) bk. a.g.e., h.nu: 5143.
(4) bk. Emirdağ Lahikası-II, (89. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...