"Eğer insan yalnız bir kalbden ibaret olsaydı, bütün mâsivâyı terk, hattâ esmâ ve sıfâtı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakkın zâtına rapt-ı kalb etmek lâzım gelirdi..." Üçüncü Sualin cevabını özetler misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, insanın fıtratını kendi isim ve sıfatlarını bildirecek cihaz ve latîfelerle teçhiz etmiştir. Bu cihazların ve latîfelerin hepsinin vazifeleri birbirinden farklıdır. Sadece bir latifenin inkişaf etmesi ve bir sahada terakki etmesi kemal değil, noksanlık olur.

Kemal odur ki, bütün duyguları ve cihazları işletip Allah’ı bütün isimleri ile tanısın. Sahabe mesleğinde geçerli olan yol budur.

Mesela Rezzak, Kerim, Muhsin gibi isimleri tanıyabilmek için nimetleri tatmak gerekir. Nefsin iptal edilip kalben terakki edilmesi bazı kemalleri elde etmede yararlı olabilir, ama diğer cihaz ve hissiyatın Allah’a açılan pencerelerini kapatmayı netice verebilir. Halbuki insan-ı kâmil odur ki; her bir cihaz ve hissiyatını terakki ettirip kemale ersin. Her bir cihaz ve her bir latife, Allah’ın bir ismine açılan bir penceredir. Hepsinin ibadeti başkadır.

Mesela; tasavvuf mesleği insan mahiyetinden kalbi esas alırken, aklı ve sair duyguları ihmal etmişler. Kelam ve felsefe mesleği aklı esas alırken, kalbi ve diğer duyguları ihmal, hatta inkâr etmişler vs.

İşte sahabeler, insan mahiyetinde bulunan her bir cihaz ve duyguyu, ibadet ve marifet noktasında tam işletip istihdam etmişler; hepsi arasında mükemmel bir muvazene ve ahenk kurmakla bütün mahiyetleri ile Allah’a tam bir kul, tam bir mütefekkir olmuşlar.

Sahabeler insanın mahiyetindeki sayısız pencerelerden Allah’a bakarken, sair meslekler bir iki pencereden bakmaya çalışmışlar ve noksan kalmışlar.

Kalbin kumandan olması:

“Kalp hükümdardır, onun birtakım askerleri vardır. Hükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur, bozuk olunca askerler de bozuk olur.”(1)

“Şanı yüce olan, suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”(2)

“Şüphesiz ki beden de bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur, bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur. Dikkat ediniz ki o kalbtir.”(3)

Nasıl ki insanın bedeni kâinattaki bütün elementlerin ve hadiselerin bir hülasası olduğu gibi kalbi de insan mahiyetinin bir hülasası gibidir. Bu yüzden insanın hülasası ve merkezi kalbtir, diğer bütün latifeler ve duygular kalb kumandanının birer askerleri mahiyetinde hizmet görürler.

- Kalb binlerce âlemin manevî haritası gibidir.
- Kalbte binlerle hissiyat bulunur.
- Kalb gayb âlemlerine ve ebedü'l-âbada açılan bir penceredir.
- Kalb, imanın mahallidir.

Kalb, Rabbanî bir latifedir. Nuranî bir cevher olan bu latifenin, “mazhar-ı hissiyatı (hissiyatının görüldüğü yer) vicdan, makes-i efkârı (fikirlerinin aksettiği yer) ise dimağdır."

Kalb, bütün duyguların ve latifelerin merkezi ve efendisidir. Lakin efendiyi kuvvetli ve kıymetli kılan ona hizmet edenlerdir. Yani kalbin etrafında ona hizmet eden diğer cihaz ve duygular âtıl kalırsa kalbin tek başına terakki ve tekemmül etmesinde noksanlıklar ortaya çıkar.

Dipnotlar:

(1) bk. C.Sağir, 6191.
(2) bk. age., 1832.
(3) bk. age., 3856; Buhari, İman 39.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sumeyye othman
Allah sizden razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...