Block title
Block content

"Eğer Kur'an'ın ism-i a'zamdan ve her ismin azamlık mertebesinden geldiğini bir parça fehmetmek istersen,.." cümlesinden sonra örnek verilen ayetlerin cümle ile net bağlantısını kuramadım, açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hakk'ın sayısız isim ve sıfatları vardır. Bu isim ve sıfatlarının da külli ve cüzi tecelliyatları vardır. Her bir ismin azamlık mertebesi olduğu gibi, o ismin cüzi tecellisi de vardır. Azamlık mertebesi bütün mahlukattaki tecelliyatı içine alır. Cüzi tecelli ise sadece kendine bakar. Bu durum her isim ve sıfat için geçerlidir.

Mesela; rahmet ve rızık manasına bakalım. Küçük bir hanede o rahmet ve rızık küçük bir sofra şeklinde tecelli etmektedir. Bu bir hanedeki tezahürüdür. Bir mahalleye ise  mahalledeki tecelliyi; şehir için şehirdeki tecelliyi; ülkeye, ülkedeki tecelliyi; bütün dünyadaki insanlara, insanlardan sair canlı mahlukata doğru gittiğimizde, şefkat ve rızık tecellisinin azamlık mertebesine doğru intikal etmiş oluruz.

O hane ile en geniş daire arasında mana birliği olmakla beraber, azamet ve kibriya farkı olduğunu görürüz. Bu mana Allah’ın kelam sıfatı için de geçerlidir. 

Allah'ın en basit ve cüzi mahluku olan arı ile de bir konuşması vardır.  Bütün mahlukatın Rabbi ve Halıkı ünvanı ile de bir  konuşması vardır. Elbette arada bir azamlık ve azametlik farkı olmak gerekli.

Hususi ve cüzi kelamı ile umumi ve külli kelamı arasındaki farkı, Kur’an ve sair kelamları arasındaki fark ile ortaya koymuştur. Buna misal olarak da, o ayetlere atıfda bulunarak işaret etmiş.

İlgili yerde geçen ayetlerin meallerine bakalım:

"Gaybın anahtarları Allah katındadır." (En'âm, 6/59)

Gaybın anahtarları azamlık ve külliyet ifade eder hitabı umumidir.

"De ki: Ey mülkün hakikî sahibi olan Allah'ım!" (Âl-i İmran, 3/26)

Mülk, kavram olarak zaten umumi bir kavramdır, mülk içine bütün mahlukat girer.

"O, gündüzü, peşi sıra kovalayan gece ile örter. O, güneşi, ayı ve yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak yarattı." (A'râf, 7/54)

Burada zaten azamet ve kibriya ve bütün mahlukatın mutasarrıfı manası çok açık.

"Ey yer, vazifen bitti suyunu yut. Ey gök, hacet kalmadı, yağmuru kes." (Hûd, 11/44)

Hüküm ve emir manasına azamlık ifade ediyor.

"Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder." (İsrâ, 17/44)

Mabudiyet ve ilahlık noktasından azamlık manasıyla alakası var.

"Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir." (Lokman, 31/28)

Burada yaratma ve kudret açısından azamet ve kibriya ve azamlık ve cüziyet berebar var.

"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik..." (Ahzâb, 33/72)

Burada insana nasıl azametli bir Zatın emaneti yüklenmiş titre ve kendine gel.

"O gün semâyı, kitap sayfalarını dürer gibi düreriz." (Enbiyâ, 21/104)

Bütün semayı bir yaprak gibi dürmek, azamet ve azamlık ifade eden bir ayet.

"Onlar Allah'ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır.." (Zümer, 39/67)

Burada ifade çok açık ve net.

"Eğer biz bu Kur'ân'ı bir dağa indirseydik, elbette görürdün ki..." (Haşir, 59/21)

Burada, Kur’an'ın, ism-i a'zamdan, her isimin azamlık mertebesinden süzülüp gelen bir kitap olmasından, ağırlık ve azametinden dolayı dağa nispet edilmesi meseleye tam işarettir.

İkinci soru birincisinin devamı olmasından, aynı mana ve cevap ikinci soru için de geçerlidir. Şöyle bir fark vardır:

Tesbih ve tahmid, yani hamd ve tenzih, azamet ve kibriya manasının iki gerekli vazifesidir. Ve bu iki vazifeyi bütün mahlukatın yaptığını ve halife konumunda olan insanın da en büyük ve gerekli vazifesi olduğunu ihtar ediyor. Şükür ve tenzih şu alemin en hakikatlı bir esasıdır. Bu esas ise yaratılışın ikmal ve tamamı için lüzumlu bir vazife olduğunu ders veriyor. Zaten ifadede bir umumilik va azamlık manası onda da vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...