Block title
Block content

"Eğer o mevcudat, doğrudan doğruya bir tek Sâni’a verilmezse; o zaman her bir mevcud, bütün mevcudat kadar müşkilâtlı olur ve bütün mevcudat, bir tek mevcud kıymetine sukut eder, iner." cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, şu imdad-ı vâhidiyet ve yüsr-ü vahdet ve tecellî-i ehadiyet sırrıyladır ki, bütün mevcudat bir tek Sânie verildiği vakit, o bütün mevcudat bir tek mevcut gibi kolay ve suhuletli olur. Ve her bir mevcut, hüsn-ü san'atça, bütün mevcudat kadar kıymetli olabilir. Nasıl ki mevcudatın hadsiz mebzuliyet içinde, her bir fertte hadsiz dekaik-i san'atın bulunması bu hakikati gösteriyor. Eğer o mevcudat doğrudan doğruya bir tek Sânie verilmezse, o zaman her bir mevcut bütün mevcudat kadar müşkülâtlı olur ve bütün mevcudat bir tek mevcut kıymetine sukut eder, iner. Şu halde ya hiçbir şey vücuda gelmeyecek veya gelse de kıymetsiz, hiçe inecektir."(1)

Burada ana tema, her şeyin tedbir ve idaresi bir zata verilirse, hem pratik açıdan hem de akli açıdan daha kolay ve kabul edilebilir bir mana olduğunu ispattır. Yoksa kainattaki bütün bu olan biten işler ve tasarruflar kesrete, yani sebeplere ve tabiata havale edilse, pratik açıdan ve akli olarak imkansızlıklar ortaya çıkar. Üstad Hazretleri  burada her şeyin yaratılmasının ve idaresinin bir zata verilmesinin kolaylıklarını ve gereklerini izah ve ispat ediyor. Biz bu terimleri kısaca izah edelim.

İmdad-ı vâhidiyet: Kainattaki bütün eşya her şeye gücü yeten ve her şeyin iç yüzünü bilen bir zatın elinde olsa, kainatın tedbir ve idaresi daha kolay ve daha makul olur. Zira kainatta işler koordine, yardımlaşma ve bir bağlantı içinde oluşuyor.

Mesela, bir elmanın vücut bulup olgunlaşması için kainattaki bütün sistemin bir bütün halinde çalışması ve ona hizmet etmesi gerekir. Güneş onu kızartacak, bulut ona ihtiyacı olan suyu gönderecek, toprak ona annelik yapıp emzirecek ve hakeza. İşte bütün kainat çarklarının bir elmanın oluşumunda bir araya gelmesi ve ona sevk edilip onun imdadına gönderilmesi, ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi bir zatın eli ile olabilir.

Yoksa sebep ve tabiata bırakılsa, o elmanın vücut bulması imkansız bir hal alır. Zira elmanın ihtiyacını görüp, sair unsurları ve sebepleri onun imdadına göndermek işini kim koordine edip tanzim edecek. İşte burada tevhit inancının ne kadar makul ve gerçekçi bir inanç olduğu ortaya çıkıyor. Yani kainatta her şey Allah’ın birer mülkü olduğu için, Allah bir elmanın oluşması için ihtiyaç durumunda bütün mülkünü ona hizmetkar kılıp, onun imdadına sevk ediyor. Ama her şey başına buyruk ve birbirinden kopuk hareket etmiş olsa idi, elma gibi bir meyvenin imdadına kim gelip yardım edebilirdi, ona hizmetkar olabilirdi. İşte elma sırtını Allah’a dayadığı için, bütün kainat ve çarkları ona hizmetkar oluyor, onun imdadına koşuşuyorlar.

Yüsr-ü vahdet: Tevhitte kolaylık, şirk ve kesrette zorluk vardır.

Yüz bin askeri olan bir ordu düşünelim. Bu ordunun askeri teçhizat ve üniformalarının temin edilişinin iki yöntemi var.

Birinci yöntem, her bir asker için ayrı bir teçhizat fabrikası ve ayrı bir mühimmat imalathaneleri var. Zira bir orduda bulunması gereken her türlü ihtiyaç bir asker için de gereklidir. O zaman ordunun askerleri adedince, yani yüz binlerce teçhizat ve mühimmat fabrikaları kurulması gerekir ki, bu masrafa ve zorluğa hiçbir devletin gücü yetmez. Bu adeta imkansız bir yöntemdir.

İkinci yöntem ise, bir fabrika bir imalathane ile bütün askerlerin askeri teçhizat ve gereksinimleri temin ediliyor; bir merkezden idare ediliyor. O zaman bir askerin donatılması ile yüz bin askerin donatılması eşit derecede kolay bir hal alır. Yani çoklukta zorluk ve masraf olmasına karşın, tevhidde  kolaylık ve ucuzluk vardırdır.

İşte kainattaki her bir eşya, asker misüllü bir tek İlaha verilirse, gayet kolay, masrafsız ve sanatlı olur. Ama kesret ve çokluğa, yani sebep ve tabiata havale edilirse, adeta bir eşyanın vücut bulması, birinci yöntemdeki gibi imkansız bir durum alır. Yani akli açıdan bakıldığında tevhitte kolaylık, şirkte ise zorluk vardır.

Tecellî-i ehadiyet: Allah zaman ve mekan kayıtlarından münezzeh ve mukaddes olduğu için maddi ve kevni kayıtlar ona engel teşkil etmez. Mesela, sertlik onun kudretine karşılık veremediği için en sert taşın içine de Allah sıfatları ile nüfuz eder, orda tasarruf sağlar. Yine maddi kayıtlardan olan takip ile iş görmek onu bağlamadığı için, aynı anda milyarlarca işi zahmetsiz yapabilir ve hakeza. Allah’ın tasarruf ve idaresinde parçalanma ve bölünme diye bir şey yoktur. Güneş, "Ben büyüğüm, onun için Allah karıncaya nispeten benimle daha çok ilgilenmek ve tasarruf etmek zorunda." diyemez, her ikisinin tasarrufu da Allah için aynıdır.

 Allah’ın kainatın umumunda olan tecelli ve tasarrufuna vahidiyet, hususi bir eşyada olan tecelli ve tasarrufuna da ehadiyet deniyor. Ehadiyet ve vahidiyet şeklinde tecelli ve tasarruf Allah katında eşittir, aralarında hiçbir fark yoktur. Allah  kainatı bir karınca kolaylığında tedbir ve tasarruf ediyor. Üstad Hazretleri  bu manayı akla yaklaştırmak için güneş örneğini veriyor.

Güneş nurani olmasından maddi kayıtlardan bir derece kurtulduğu için parlak ve cilalı olan yüz binlerce aynalarda aynı anda yansır, biri birine mani olmaz. Küçük bir cep aynasında yansıdığı gibi, koca okyanusun  üstünde de aynı şekilde yansır. Okyanus, ben büyük olduğum için güneş bende hapis olur, diğer küçük şeylerde  yansıyamaz diyemez. Güneşi kendi inhisarı altına alamaz. Güneş bir anda hem okyanusta hem de o küçük cep aynasında yansır.

Temsil de hata olmasın, bu örnekte olduğu gibi Allah nurun ala nur olduğundan, zaman ve mekan kayıtlarından münezzeh ve mukaddestir. Bu yüzden maddi kayıt ve engeller Allah’ı inhisarı altına alamaz. Onun tedbir ve tasarrufunda bölünme, parçalanma fazla mesai yoktur. Bütün ile parça, kesret ile vahdet  aynıdır.

Allah en küçük sanatını kainat kadar kıymetli yaptığı için bu iş sebeplere havale edildiğinde, faraza o küçük sanat vücut bulabilse de, kainat kadar kıymetli ve sanatlı olamaz. Elmanın kıymeti kainatın  bir fabrika gibi onun etrafında hizmet ettirilmesinden ileri geliyor. 

(1) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Onuncu Kelime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2453 | Word indir | Pdf indir
Paylaş

Yorumlar

karolin
ve bütün mevcudat birtek mevcut kıymetine sukut eder, iner.Şu halde ya hiçbir şey vücuda gelmeyecek veya gelse de kıymetsiz, hiçe inecektir." Burada bütün mevcudat nasıl birtek mevcut kıymetine iniyor?Ve kıymetsiz,hiçe iniyor?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Allah bir elmayı yaratırken bütün kainat ile ilişkilendirerek yaratıyor bu da elmanın çok değerli ve muazzam bir sanat olmasını temin ediyor. Sebepler bunu yapamayacağı için yani elmayı bütün kainat ilişkilendiremeyeceği için elma faraza olsa (ama olamaz) bile kıymetsiz bir şekilde olabilir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...