Block title
Block content

Eğer o terennümle atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi talep ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur. Burayı nasıl anlamalıyız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İ'lem eyyühe'l-aziz! Misafir olan bir kimse, seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur.

Kezalik, Allah'ın yolunda sülûk eden zat çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da herbirisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri birbirine halt edip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder. Meselâ bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennümle atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi talep ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur.
Mesnevî-i Nuriye - Zeylü'l-Habbe


Manevi terakki ve seyirde insan, birçok makam ve mevkilere girip yükselir. Her makamın kendine özgü şartları ve gerekleri vardır. Salik, yani manevi yolcu  makamların bu kendine özel şartlarını ve gereklerini diğer makamlar ile karıştırıp birisini diğerinden beklerse, o zaman bazı sakınca ve hatalara düşer. Bazen alttaki bir makam, daha yüksek makamlardan bazı pırıltıları içinde barındırabilir. Bu pırıltıya aldanıp bu makam da o makamdır demek, hakikatleri ters yüz etmek demektir.

Mesela; bir veli velayet makamlarında gezinirken, bazen makam-ı Mehdi ve makam-ı Hızır gibi yüksek makamların bazı küçük özelliklerini kendi cüzi makamında görür ve yanlışa kapılarak kendisini Mehdi (ra) ve Hızır (as) zanneder.

Böyle hakikati ile nefsini ıslah edememiş çok salik, kendini Mehdi ve Hızır sanmış. Bir nevi atın kişnemesi ile bülbülün ötüşünü temyiz edememiş. Ahır ile sarayı tefrik edememiş ve çok naz ve davalara sapmışlar. Günümüzde de bu türden insanları görmek mümkündür.

"Makamât-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdî vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve Kutb-u Âzama has bir nisbeti göründüğü ve Hazret-i Hızır'ın bir münasebet-i hassası olduğu gibi, bazı meşâhirle münasebettar bazı makamat var. Hattâ o makamlara Makam-ı Hızır, Makam-ı Üveys, Makam-ı Mehdiyet tabir edilir."

"İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz'î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebettar meşhur zatlar zannediyorlar. Kendini Hızır telâkki eder veya Mehdî itikad eder veya Kutb-u Âzam tahayyül eder. Eğer hubb-u caha talip enâniyeti yoksa, o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla dâvâları şatahat sayılır; onunla belki mes'ul olmaz. Eğer enâniyeti perde ardında hubb-u caha müteveccih ise, o zat enâniyete mağlûp olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahirden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarik-i haktan sapar. Çünkü, büyük evliyayı kendi gibi telâkki eder, haklarındaki hüsn-ü zannı kırılır. Zira, nefis ne kadar mağrur da olsa, kendisi, kendi kusurunu derk eder. O büyükleri de kendine kıyas edip kusurlu tevehhüm eder. Hattâ, enbiyalar hakkında da hürmeti noksanlaşır."
(1)

Bazı ehliyetsiz ve liyakatsız salikler, kendi cüzi makamlarını büyük evliyaların külli makamı ile karıştırdığı için, kendinde bulunan pest ve adi halleri o büyük zatlarda da hayal etmeye başlıyorlar. Bu karıştırmaktan dolayı, o büyük zatlara olan hürmet ve saygı azalıp sıradanlaşıyor ve onlardan da pest ve adi hallerin çıkabileceğine inanmaya başlıyorlar. Hatta bir noktadan sonra, onların büyük makamlarını da inkar edebiliyorlar. Bu bakış açısından büyük zatlarda at kişnemesi mesabesinde olan adi halleri ve adi sözleri onlara yakıştırıyor demektir.

Mesela; basit bir adam, haşa, İmam Rabbani gibi ali bir zatı, kendi gibi basit görse, kendinden sadır olan basit şeyleri ona vermekte sakınca görmez. Yani bir nevi at kişnemesi kıvamında olan basit şeyleri bülbül gibi büyük zatlara kolayca isnat edebilir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup Dokuzuncu Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Zeylü'l-Habbe | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4370 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...