Block title
Block content

"Ehadiyet" ve "vahidiyet" neleri kolaylaştırıyor ve bize, imanımıza hangi noktada hizmet ediyor? Besmelenin ikinci sırrında geçen örnekle birlikte açıklayabilir misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Vahidiyetin hüküm sürdüğü kesret ve kainat arkasında, Allah’ın Zat-ı Akdesini mülahaza etmek, yani fikir ile görmek çok zordur. Bu yüzden Allah’ı mülahaza etmek ve akılları kesrette boğdurmamak için, ehadiyete ve cüzde tecelliye ihtiyaç vardır. Besmelenin içindeki isimler, sırası ile büyükten küçüğe, yani vahidiyetten ehadiyete bir intikal, bir geliştir. Allah ismi kainatı, Rahman ismi dünyayı, Rahim ismi de insan mahiyetini mekan ve merkez tutmuş, yalnız hepsi birbirlerini gösterir mahiyettedir, damla ile deniz üstündeki tevhit yazısı gibi.

İnsanın mahiyet simasının Rahim ismine isnat edilmesi, bu ismin daha ziyade cüzi ve cüzlerde tecelli etmesindendir. İnsanın yüzündeki göz, kulak, burun, dil, gibi cihazlar, Rahim isminin en somut ve katılaşmış şeklidir. Mesela; insana takılan göz ve bu göze ait sayısız görsel nimetler, şefkat manasının en zahir bir tecellisidir. İnsan bu şefkat ve nimetleri yüz gramlık bir et parçası olan gözle tartıp tadabiliyor.

Ehadiyet, çokluk içinde birlik tecellisi; mercek gibi, manaları bir merkezde topluyor ve insanın çoklukta boğulmasına mani oluyor. Ehadiyet kesret olan kainatta ve her bir cüzünde, Allah’ın zatını ve tek oluşunu mülahaza ettiriyor.

Özet olarak; Allah’ın Rahim ismi, şefkatin küçük ve okunaklı bir şekilde, mahlukat üzerinde tecelli etmesinden ibarettir. İnsanın mahiyeti, besmeledeki Rahim isminin bir tecelli merkezidir. İnsan mahiyeti kainatın küçük bir modeli ve misali olmasından dolayı, Allah’ın kainatta azamet ve haşmet ile tecelli eden isim ve sıfatları, burada daha mütevazi ve okunaklı bir şekilde tecelli ediyor. İşte besmeledeki Rahim isminin tecelli üssü ve merkezi, insanın bu geniş mahiyetidir.

***

Güneşin, bir aynada, ya da şeffaf bir damlada, timsali, yani zatının ve sıfatlarının bir cilvesi ve küçük bir nümunesi, nasıl ki akseder, onda görünür. Bir cihetle küçük bir güneşçik manası o ayna ve damlada yerleşir. O damla ve aynada görünen güneşin timsali yani yansıması, güneşin kendi zatı ve gerçek sıfatları hakkında bize ciddi bir malumat verebilir. Hatta, Güneşte fani olanlar, o ayna ve damlaya, güneşin kendisi nazarı ile bakabilirler. Ya da o ayna ve damladaki güneşin timsali, o denli güneşin zatına kuvvetli işaret ediyor ki, adeta güneş gibi hususiyet kazanmış deniliyor.

Aynen öyle de, insan da bir ayna, bir damla gibi, Şems-i Ezelinin Zat-ı Akdesine, şuunatına, sıfatlarına, isimlerine öyle cami ve keskin bir ayinedir ki, bu cami ve keskinliğine kinaye olarak, Allah’ın manevi şahsı, insanda görünmüş gibi oluyor. İnsan mahiyetinde, adeta Allah’ın manevi şahsiyeti tecelli etmiş ve görünmüştür. Allah’a ait bütün kudsi hal ve sıfatların, cüzi bir numunesi ve çok gölgelerden geçmiş zayıf  bir tecellisi, insanın mahiyetinde cem olup toplanmıştır. Şahsı şahıs yapan ilim, irade, kudret, hayat, sem, basar, kelam gibi sıfatlar, cüzi olarak insanın mahiyetinde bulunması, teşahhusat-ı İlahiyeye tam bir mazhariyettir. Yani insan mazhar olduğu bu tecelli sayesinde, Allah hakkında tam ve eksiksiz bir malumata ulaşabilir, tabi sıfat ve isim noktasından, yoksa Zatı noktasından değil.

Kainatın umumunda dağınık ve azametli olarak tecelli eden ilahi sıfat ve isimler, insanın mahiyetinde, ehadiyet sırrı ile temerküz etmiştir, bir nevi toplanmıştır. Bu yüzden, insan mahiyetinin suretinde İlahi vasıflar ve isimler teşahhus etmiştir. Yani, adeta somutlaşarak belirgin bir hale gelmiştir.

Mesela, dünya haritasını anlamak için iki yol vardır. Biri, dünyayı ihata edecek bir nazar ile bakmaktır. Bu ise çok zordur. Ya da dünya haritasının küçük bir modelini, küçük bir sahifeye çizip, nazara sunmaktır. Bu yol, hem kolay, hem de makuldür.

Aynen bunun gibi, tabiri caiz ise, İlahi harita da, iki tarzda tecelli etmiştir. Biri, kainatın umumunda çizilmiştir. Ama çok geniş ve azametli olduğundan, ihata ile okumak, herkese müyesser değildir. İkincisi ise, küçük bir sahife hükmünde olan insanın, manevi suretine, İlahi haritanın çizilmesi ki, bu da İlahi bir manevi şahsiyeti temsil eder ve herkese Allah’ın ilahi şahsiyeti hakkında tam bir rehberlik yapar. İnsanın mahiyetinde İlahi teşahhusat olmasa, yani, müşahhas bir belirme ve tebeyyün etmek olmasa idi, insan, huzur-u ilahiyi kazanamaz, gaflete düşerdi. Yani Allah’ı hissedemez ve Allah’ın farkına varamazdı.

Nası ki, somut olarak, bir polis senin peşine düşse, seni takip etse, hatta nefesini ensende hissetsen, sen suça gidemezsin, tam bir huzur kazanırsın. Ama kanun var, polis var, denilse; nefis bunları soyut kabul ettiği için, tesiri az ve zayıf oluyor.

İşte, Allah’ın şahsını, zatını, kainatın umumunda görmem ve anlamam soyut gibi kalıyor. Tesiri az ve zayıf oluyor. Onun için Allah, zatını ve isimlerini adeta müşahhas bir zat gibi bana hissettiriyor, nefesini ensemde belirgin yapıyor ki, tam huzuru kazanayım, gaflete düşmeyeyim.

İnsanlığın teşbih ve tecsim belasına düşmesi ve sanemperestlik duygusu bu sırrın fazla inkişaf etmesindedir. Yani, nefis her şeyi kendi gibi sakil ve cismani görmek ister. Mücerret şeylerden ürker, yanaşmak istemez. Onun için Allah, insanın bu zaafını gidermek, hem de tam huzur kazanmasını sağlamak için, müşahhas bir tecelli ile insanın mahiyetinde tezahür eder. Tenzih ve takdis dairesinde kalmak şartı ile, teşahhusat ile huzuru ilahide meleke kesbedebiliriz.

"Kainat kadar inbisat etmek" demek, Allah’ın isimlerinin kainatta azametli ve büyükçe tecelli etmesi, bunu insanların ihata ederek okuyamaması anlamındadır. Allah insanların bu okuyamama riskini düşünerek, kainatta azametle tecelli eden aynı manaları mütevazi ve küçük boyutlarda insanın mahiyetine çizmiş, ta ki insan ihata ile okuyabilsin. Kainatın genelindeki o büyük manaları okumak için, kainat kadar geniş bir nazar, kainat kadar geniş bir göz lazımdır ki; insanların kahir çoğunluğu bu çapta olmadığı için, bu manayı okuyamaz. Bütün canlılardaki şefkati okumak zordur; ama bir annenin yavrusuna olan cüzi şefkatini okumak kolaydır. Bütün canlılardaki şefkat geniş ve azametli iken, bir canlıdaki şefkat cüzi ve okunaklıdır. Önce cüzide okunup sonra bütüne intikal edilebilir. Yukarda verdiğimiz harita örneği de bu manaya işaret eder.

***

Bir serçe kuşunun rızkını, hangi isim tedarik ediyorsa, bütün rızka muhtaç olan canlı mahlukatın rızkını da aynı isim tedarik ediyor. Rezzak isminin serçe kuşunun cüzi rızkını tedarik etmesine ve onun üstünde görünen tevhit deliline ehadiyet, bütün mahlukatın ve canlıların rızkını tedarik etmesine ve onun üstünde tevhidin görünmesine de vahidiyet diyoruz.

Ehadiyet tecellisi cüzi bir tecelli ve vahidiyetin, yani umumi ve külli  tecellinin küçük bir modeli ve umumundan süzülüp gelen basit bir numunesi olmasından, vahidiyette şaşaalı bir şekilde tecelli eden isimlerin manaları, ehadiyette okunaklı ve basit olarak bulunur. En cüzi nazarlar dahi ehadiyeti rahatla ve ihata ile okuyabilirler. Ama vahidiyet tecellisini cüzi nazarlı avamın ihata ile okuması ve huzuru kazanması zordur.

 Yani mahlukatın genelinde azamet ve haşmetle tecelli eden tevhid nurunu herkes tam manası ile ihata ederek göremez, ama mahlukatın bir cüzünde aynı tevhid nurunu herkes kolayca okuyup görebilir. Bütün hayvanatın rızkı üstünde tevhid mührü geniş ve azametli yazılmış iken, serçe kuşunun rızkı üstünde aynı tevhid mührü daha mütevazi ve okunaklı bir şekilde yazılmıştır.

Tevhidin ehadiyet içinde inkişaf etmesi, insan nazarının basitten mükemmele doğru tüme varım metodu ile her şey üstünde tevhidi okuması ve en sonunda külli bir tevhid makamına ulaşması anlamındadır. Serçe kuşunun cüzi rızkının üstünde cüzi tecelli eden tevhid nuru, aslında külli tevhidin bir ucu bir uzantısıdır. İnsan bu uç ve uzantıdan tutarak kök ve külli olan tevhide doğru gidip intikal ediyor.

İşte nur-u tevhidin ehadiyetten vahidiyete doğru inkişaf etmesi ve insanlara kolay bir okumayı kazandırması bu ehadiyet ve vahidiyet ile oluyor. Allah ehadiyet ile tecelli etmese onun isimlerinin külliyetine yapışamaz ve anlayamazdık. Vahidiyet ile tecelli etmese bu kez de onun azamet ve büyüklüğünü kavrayamazdık.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

arifavci
allah sizden bizim icin yazdiginiz herbir kelime icin razi olsun... bu manevi sirketin icinde bizleride ufak bir hademe etsin.. nurlardaki herbir harf icin sükürler olsun .. bize kullugumuzu hatirlatip ögrettigi icin hamdü senalar olsun,,, büyüksün ALLAH::::
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...