Block title
Block content

“Ehl-i dalalet ve..." “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak.” ifadesinden hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini musibetlerle dahi olsa tanıttırmak istemesinin sırrı nedir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Ehl-i dalalet ve ilhad, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için, o derece garib bir temerrüd ve acib bir hamakat gösteriyorlar ki, insanı insaniyetten pişman eder. Meselâ: Bu âhirde beşerin bir derece umumiyet şeklini alan zulümlü, zulümatlı isyanından, kâinat ve anasır-ı külliye kızdıklarından ve Hâlık-ı Arz ve Semavat dahi, …. rububiyetin daire-i külliyesinde nev'-i insanı uyandırmak ve dehşetli tuğyanından vazgeçirmek ve tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak için emsalsiz, kesilmeyen bir su, hava ve elektrikten; zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumî gibi umumî ve dehşetli âfâtı nev'-i insanın yüzüne çarparak onunla hikmetini, kudretini, adaletini, kayyumiyetini, iradesini ve hâkimiyetini pek zahir bir surette...”  

SORULAR:

a. “Ehl-i dalalet ve ilhadın, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için garib bir temerrüd ve acib bir hamakat gösterdikleri” ifade ediliyor. Ehl-i ilhadın, bütün bilimsel gerçeklere rağmen, bu inat ve mukabeleyi yapmalarını anlamakta akıl zorlanıyor. Sizce işin temelinde olan mesele nedir?

b. “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak.” ifadesinden hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini musibetlerle dahi olsa tanıttırmak istemesinin sırrı nedir?

c.  “Su, hava ve elektrikten zelzeleyi, fırtınayı ve harb-i umumi gibi umumî ve dehşetli afatı nev-i insanın yüzüne çarpmak...” ifadesinde geçen, elektrik kelimesinin zelzeleyle bir ilgisi var mıdır?

CEVAPLAR:

a. Dalalet; fikren yanlış yola sapmak, batıl inançlara kapılmak demektir. İlhad ise, dinsizlik manasına gelir. Burada geçen ehl-i dalaletten maksat, İslâmın temel hükümlerine aykırı bir yolda giden dalalet fırkaları değil, imana zıt bir yola sapan, materyalistler, tabiatperestler, evrimciler ve bunlar gibi sonu dinsizliğe varan felsefi cereyanlardır.

Bu batıl fikirleri bir ideoloji olarak benimseyip müdafaasını yapanlar, İslâm’a ve imana cephe almışlar, Üstad'ın tabiriyle “kabul-ü adem” yoluna girmişler, imana zıt bir yol seçmişlerdir..

Onlar, Allah’ın varlığına birer delil olan kâinat kitabındaki ince hikmetleri, tesadüfe, maddeye, tabiata yahut evrime isnat ederler. Bu yanlış telakki sebebiyle bilimde ne kadar ileri gitseler, kendi yanlış yollarında biraz daha mesafe almakta ve gerçekten bir o kadar uzaklaşmaktadırlar.

İslam beldesinde doğup büyüdüğü halde, zamanla bu yanlış fikirlere kapılanların sapma sebepleri ise “Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.” hükmünü izah eden İkinci Lem’a'da üç misâl ile gayet güzel açıklanmıştır.

Kur’an-ı Kerim'de kurtuluşa erenler müjdelenirken, imandan sonra her defasında amel-i salihin zikredilmesi bu noktada da çok önemlidir. Demek ki, salih amelden uzak kalanlar, zamanla yanlış amellere müptela olurlar. Daha sonra, bu yolun cehenneme çıktığını düşündüklerinde nefislerinde bir itiraz, bir isyan duygusu uyanır. Şeytan bu duyguyu iyi kullanarak sonunda o gibi kişileri dalalet cereyanlarının içine atabilir.

b. “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak.” ifadesi, imana zıt bir yola giren ve onun müdafaasını yapan kişiler için kullanılmıştır. Onların, tebliğ yoluyla imana girmeleri söz konusu değildir. Zira, hakikati bildikleri halde ona zıt bir yol tutmuşlardır. Onlar için tek uyarma yolu, musibetlerle, belalarla acizliklerini göstermek, gururlarını ve inatlarını kırmaktır.

Allah, kâinatı insan için, insan da iman ve marifet için yarattığından, müşrik kullarını tevhide davet için onlara Peygamberimizi (ASM) elçi olarak gönderdiği gibi, aynı rahmetin iktizasıyla bu gibi sapık kullarını da uyandırmak için musibetleri gönderir.

Ganiyy-i Mutlak olan Allah, mahlukatının her şeyinden müstağnidir. Yani, ne güneşin ışığına, ne ağacın meyvesine muhtaç olmadığı gibi, insanların iman ve marifetlerine de muhtaç değildir. Işık da, meyve de, iman ve marifette kulların menfaati içindir. Şu var ki, Allah sonsuz rahmetiyle, kullarının hayır yolunda yürümesini istemekte, şerre razı olmamaktadır. Bize bizden daha yakın olan, her ihtiyacımızı irademiz ve kudretimiz haricinde gören Rabbimiz, bizim yanlış yola girmememizi istemekte, onun için kitaplar indirmekte, peygamberler göndermektedir.

c. Firavun kavmi gibi bazı kavimler suda boğularak, bazıları şiddetli rüzgarla helak oldukları gibi, bazı asi kavimler de zelzele ile cezalandırılmış, yahut intibaha gelmeleri için sarsılmış olabilirler.

Elektrikle depremin ilgisi olup olmadığı meselesine gelince: Deprem tarifinde geçen, “birikmiş gerilme enerjisinin dalgalar halinde yayılması” ifadesi, elektriği bir derece hatırlatmakla birlikte, bu konuda kesin bir bilgi yoktur.

 Şu var ki, bazı insanların yıldırım çarpması sonucu hayatlarını kaybettikleri bir vakıadır. Ve yıldırım, tamamen bir elektrik olayıdır. Kur’an-ı Kerim'de, elektrikle kahra uğratılan kavimlerden söz edilmemekle beraber, bu yolla kahra uğrayan kimseler de olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...