Block title
Block content

"Ehl-i dalâletin vekili, tutunacak ve dalâletini ona bina edecek hiçbir şey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki:.." diye devam eden paragrafı açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkinci Noktanın İkinci Mebhası"

"Ehl-i dalâletin vekili, tutunacak ve dalâletini ona bina edecek hiçbir şey bulamadığı ve mülzem kaldığı zaman şöyle diyor ki: 'Ben, saadet-i dünyayı ve lezzet-i hayatı ve terakkiyât-ı medeniyeti ve kemâl-i san'atı, kendimce, âhireti düşünmemekte ve Allah'ı tanımamakta ve hubb-u dünyada ve hürriyette ve kendine güvenmekte gördüğüm için, insanın ekserisini bu yola şeytanın himmetiyle sevk ettim ve ediyorum.'"(1)

İzah: Üstad bu risalenin başından bu yana, Allah’ın varlığını ve birliğini kati bir surette ispat edip geldiği için, farazi muhatabı olan kafir, teslimi silah edip küfür ve şirkin makul olmadığını itiraf edip ilzam oluyor. Ama buna rağmen ısrarlı bir şekilde, dünyada saadetli olmayı, dünyanın zevk ve lezzetini ve medeniyet ve sanatın gelişmesini, Allah ve ahireti düşünmemekte, dünya sevgisinde, özgürlükteki kendine güvenmekte olarak görüyor ve bunun gibi felsefi hezeyanlar ile imana ve hidayete yanaşmak istemiyor. Üstad da farazi muhatap olan bu kafire cevap veriyor:

"Elcevap: Biz dahi Kur'ân namına diyoruz ki: Ey biçare insan! Aklını başına al, ehl-i dalâletin vekilini dinleme. Eğer onu dinlersen hasâretin o kadar büyük olur ki, tasavvurundan ruh, akıl ve kalb ürperir."

"Senin önünde iki yol var: Birisi, ehl-i dalâletin vekilinin gösterdiği şekavetli yoldur. Diğeri, Kur'ân-ı Hakîmin tarif ettiği saadetli yoldur."

"İşte, o iki yolun pek çok muvazenelerini, çok Sözlerde, hususan Küçük Sözlerde gördün ve anladın. Şimdi, makam münasebetiyle, binde bir muvazenelerini yine gör, anla. Şöyle ki:"

"Şirk ve dalâletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü, zayıf ve âciz beline yükletir. Çünkü, insan Cenâb-ı Hakkı tanımazsa ve Ona tevekkül etmezse, o vakit, insan, gayet derecede âciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fâni hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alâka peydâ ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp, kabrin zulümatına yalnız olarak gider. Hem müddet-i hayatında gayet cüz'î bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük bir fikir ile, nihayetsiz elemlerle ve emellerle faydasız çarpışır ve hadsiz arzuların ve makasıdın tahsiline, semeresiz, boşu boşuna çalışır. Hem kendi vücudunu yükleyemediği halde, koca dünya yükünü biçare beline ve kafasına yüklenir. Daha Cehenneme gitmeden Cehennem azâbını çeker."(2)

İzah: İnsanın önündeki iki yoldan birisi olan küfür ve şirk yolu insanı yükseltmiyor, tam aksine en alçak bir mertebeye düşürüyor. Küfür yolu insanın sırtına sınırsız acı ve kederleri yüklüyor. Zira İnsan, Allah’ı iman ve ibadet ile tanımazsa, ona güvenip tevekkül etmezse, nihayetsiz bir acizlik ve fakirlik ve nihayetsiz musibet ve belalara maruz kalır.

İnsandaki acizlik ve fakirlik kavramlarını şu şekil izah edebiliriz:

Fakr: İhtiyaç sahibi anlamında kullanılmıştır. Risale-i Nur'daki manası ile; insanın zerreden güneşe kadar nihayetsiz ihtiyaçlara muhtaç olması  demektir. Yani; insan fıtrat olarak kainatta her şeye muhtaç şekilde yaratılmıştır.

İnsan hayatının devamı, bütün kainat çarklarının işlemesine bakar, böyle olunca, insanın kainattaki her şeye muhtaç olarak yaratılmış olduğu sabit olur. İşte insan, bu sonsuz ihtiyacından dolayı fakirdir. Allah, bu fakirlik durumunu insana; her ihtiyacında, İhtiyacı Olmayanı bulması için vermiştir. Yani nereye bakarsa, hangi şeye ihtiyaç duyarsa, orada fakirlik penceresi ile fakir olmayan Allah’ı, bulabilir.

Acz: Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zayıf ve iktidardan yoksun anlamında kullanılmıştır. Yani ihtiyaçları hem kainatı kuşatmış, hem de ebede uzanmış olmasına rağmen, bunlardan en basitini dahi tedarik edemeyecek kadar acizdir insan. Burada daha çok, insanın iktidarsızlığına vurgu vardır. Bu acizlik penceresi de, aciz olmayan Allah’a açılıyor. İnsan acizlik damarı ile aciz olmayan Allah’ı idrak ediyor.

İşte insan, bu iki damarı yani acizlik ve fakirlik damarını, Allah’ı bulmakta kullanmaz ise; bu iki damar insanın omzuna ağır bir bela ve musibet olur, insanın hayatını cehenneme çevirir. Küfür; insan ile Allah arasındaki bağı ve nispeti kestiği için, insan kainatta acizliği ve fakirliği ile acınacak bir hayvan hükmüne düşüyor. Her hadise karşısında titrer, her ihtiyacı onu kainata ayrı bir dilenci yapar. Nerde kaldı hürriyet, nerde kaldı saadet, nerde kaldı kendine güven. İşte küfür; insana saadet ve terakki değil, acı ve sukut getiriyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Üçüncü Mevkıf | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4723 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...