Ehl-i ilhad, bütün ilmî hakikatlere rağmen, inat ve mukabeleyi neden yapıyor? “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak” ifadesine binaen, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini musibetlerle dahi olsa tanıttırmak istemesinin sırrı nedir?

Soru Detayı

a. “Ehl-i dalalet ve ilhadın, mesleklerini muhafaza ve ehl-i imanın intibahlarına mukabele ve mümanaat etmek için garib bir temerrüd ve acib bir hamakat gösterdikleri” ifade ediliyor. Ehl-i ilhadın, bütün ilmî hakikatlere rağmen, bu inat ve mukabeleyi yapmalarını anlamakta akıl zorlanıyor. Sizce işin temelinde olan mesele nedir?

b. “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak.” ifadesinden hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini musibetlerle dahi olsa tanıttırmak istemesinin sırrı nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

a. Dalalet; fikren yanlış yola sapmak, batıl inançlara kapılmak demektir. İlhad ise, dinsizlik mânâsına gelir. Burada geçen ehl-i dalâletten maksat, İslâm’ın temel hükümlerine aykırı bir yolda giden dalâlet fırkaları değil, imana zıt bir yola sapan, materyalistler, tabiatperestler, evrimciler ve bunlar gibi sonu dinsizliğe varan felsefî cereyanlardır.

Bu batıl fikirleri bir ideoloji olarak benimseyip müdafaasını yapanlar, İslâm’a ve imana cephe almışlar, Üstad'ın tâbiriyle “kabul-ü adem” yoluna girmişler, imana zıt bir yol seçmişlerdir.

İslam beldesinde doğup büyüdüğü halde, zamanla bu yanlış fikirlere kapılanların sapma sebepleri ise “Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.” hükmünü izah eden İkinci Lem’a'da üç misâl ile gayet güzel açıklanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm'de kurtuluşa erenler müjdelenirken, imandan sonra her defasında amel-i salihin zikredilmesi bu noktada çok ehemmiyetlidir. Demek ki, salih amelden uzak kalanlar, zamanla yanlış amellere müptela olurlar. Daha sonra, bu yolun cehenneme çıktığını düşündüklerinde nefislerinde bir itiraz, bir isyan duygusu uyanır. Şeytan bu duyguyu iyi kullanarak sonunda o gibi kişileri dalâlet cereyanlarının içine atabilir.

b. “Ehl-i dalaletin, tanımak istemedikleri kâinat sultanını tanıttırmak.” ifadesi, imana zıt bir yola giren ve onun müdafaasını yapan kişiler için kullanılmıştır. Bunlar hakikati bildikleri halde ona zıt bir yol tutmuşlardır. Onlar için tek ikaz yolu, musibetlerle, belalarla acizliklerini göstermek, gururlarını ve inatlarını kırmaktır.

Allah, kâinatı insan için, insanı da iman ve marifet için yarattığından, müşrik kullarını tevhide davet için peygamberler gönderdiği gibi, aynı rahmetin iktizasıyla bu gibi sapık kullarını da uyandırmak için de musibetleri gönderir.

Gani-yi Mutlak olan Allah, mahlûkatının her şeyinden müstağnidir. Yani, ne güneşin ışığına, ne ağacın meyvesine muhtaç olmadığı gibi, insanların iman ve marifetlerine de muhtaç değildir. Işık da meyve de iman ve marifet de kulların menfaati içindir. Şu var ki, Allah sonsuz rahmetiyle, kullarının hayır yolunda yürümesini istemekte, şerre razı olmamaktadır. Bize bizden daha yakın olan, her ihtiyacımızı irademiz ve kudretimiz haricinde gören Rabbimiz, bizim yanlış yola girmememizi istememekte, onun için kitaplar indirmekte, peygamberler göndermektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...