Block title
Block content

"Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân..." ifadelerini açar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenâb-ı Hak âhir zamanda Mehdi (a.s.) dönemine kadar, insanlığın idâre ve terbiyesinde şahısları kullanmıştır. Bu dönemlerde ferdiyet esas olup, şahıs merkezli terbiye ve kemâlat tarzını tensip etmiştir.

İşte bu sebebe binâen yüzyıllardır tarikat ehli, seyr-i süluk ve mânevi terakkilerinde, şeyhlerini esas almış ve onların murâkabesi altında neşv-û nema bulmuşlardır.

Buna binâen bir mürit, şeyhine karşı irâdesiz olup teslimiyet içindedir. Eskilerin tâbiriyle, Mürit, şeyhin elinde ve murâkabesinde, gassalın önündeki meyyit gibidir.

İşte mâneviyat ehli, sahib-i rüşd ve ihtisâs sahibi hakiki meşâyıhın yanında ve halka-i tedrisatında mühim insanlar yetişmiş ve şahıs olarak ümmetin sâhil-i selâmete çıkmasında ciddi vazife ifâ etmişlerdir.

Tarikatta ve tasavvufta şeyhin murâkabesiyle başlayan mânevi terakki ve seyr-i süluk, müridin şeyhinde fâni olmasıyla ilerler. Daha sonra bu fâni olma muâmelesi şeyhinden Resul-u Kibriyâ (asv)’ya, oradan da Allah’ta fâni olmaya intikâl eder.

Yani müridin nazarında terâkki; önce şeyhin murâkabesi, daha sonra Resul-i Kibriyâ (asv)’nın murâkabesi, sonra da Allah’ın tahtı tasarrufu ve murâkabesi silsilesiyle neticelenir.

Bundaki sır şudur; mürit bu sistemle her zaman takip ve kontrolde olduğunu bilir. Hayatında istikâmetini bulur. Şeriatın dairesinde kendini muhâfaza eder.

Ancak, şahıs merkezli olan bu sistem, âhir zamanda şahs-ı mâneviye intikâl eder. Şahıs yerine cemaat girer. Zirâ, zaman cemaat zamanıdır.

Mânevi sistem bu esasa geçince, tarikattaki şahıs merkezli terbiye sistemi zayıflar ve geriler. İşte Üstadımız'ın, “Zaman tarikat zamanı değildir.” ifâdesi bu anlamdadır.

Tarikattaki ilk basamak olan şeyhte fani olma, âhir zamanda cemaatte fâni olma ve cemaati teşkil eden kardeşler arasında ki tefâni sırrına intikâl eder.

Dolayısı ile şeyhin murâkabesini cemaatin şahs-ı mânevisi üstlenir. O halde, fenâ fi'l-ihvan düsturu muvâcehesinde, her bir Nur talebesi hizmetteki hakiki kardeş ve dava arkadaşlarına karşı ihlâs ve samimiyetini ve fedakârlığını muhâfaza edip, kardeşlerin kemâlat ve haseneleriyle iftihar ederler. O kardeşlerin teşkil ettiği cemaatin şahs-ı mânevisini bir veliyy-i kâmil telâkki edip, aynı mânevi murâkabenin burada da olduğuna itikat ederek, hizmette kusur işlememe gayreti ile istikâmette devam eder.

Hizmetteki kardeşlerini kendisine bir mürşit, bir mukız, bir muâvin ve kardeş olarak bilir. Bu tarz yaklaşım tarikattaki bir şeyhin murâkabe, irşad ve mâneviyatından daha disiplinli, daha müessir ve daha yüksektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Dördüncü Düstur | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 8589 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...