Block title
Block content

"Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile..." Devamıyla açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nefsi öldürmek ile onu tezkiye etmek farklıdır. Nefsi öldürmek tasavvuf mesleğinin tarzı iken, nefsi tezkiye ve ıslah yolu ile terakki etmek sahabe mesleğinin tarzıdır. Risale-i Nurların tarzı da sahabelerde olduğu gibi  tezkiye ve ıslah tarzıdır.

Nefsi öldürmek, terakki hareketini ya bitirmek ya da hız kestirmek manasını içerir, ama tezkiye ve ıslah tarzında terakki süreklidir. Bu yüzden tezkiye ve ıslah tarzı öldürme tarzından daha yüksek bir makamdır. Tezkiye ve ıslah tarzında nefis terakkiye bir yoldaş iken, tasavvuf tarzında ise, öldürülmesi gereken bir düşman telakki edilir.

Sahabe mesleğinde tezkiye makamına ulaşmak kısa ve kolay iken, tasavvuf mesleğinde kamile makamına ulaşmak uzun ve zorlu bir yoldur. Bir sahabe bir dakikalık Nazar-ı Nebevi (asv) ile velayetin zirvesine çıkarken, bir veli velayet makamına kırk yılda ancak çıkabiliyor.

İnsanın mahiyeti bir çok aza ve duygulardan mürekkeptir. Her bir aza ve duygunun gayesi ve vazifesi Allah’a ibadet etmek ve onun isim ve sıfatlarına ayna olmaktır. Bu yüzden insan, mahiyet ve fıtrat olarak Allah’ın bütün isim ve sıfatlarına mahal ve aynadır. Biz bu aynaları iptal edersek, o noktada o isim ve sıfata ulaşmayı da beraberinde iptal etmiş oluruz ki, bu bir noksanlıktır. Bu yüzden Allah’a ve isimlerine noksan bir ayna olmamak için mahiyetimizin bütün aza ve duygularını işlettirmemiz gerekir.

Nebiler ve sahabeler bütün mahiyeti ile Allah’a kul ve ayna olmuşlardır. Bu yüzden nefsini öldüren evliyalar onların derecesine ulaşamıyorlar. Zira nefis de bir hassedir ki Allah’ın bir çok isim ve sıfatı onun ile bilinir ve anlaşılır.

Esas olan; nefis ve kuvvelerini iptal etmek ya da öldürmek olmayıp, yüzünü hakka ve ibadete çevirmektir. Yani şehvet kuvveti de insanın bir hassesidir. Bu kuvve de bir çok nimetin ve hakikatin miyarıdır. Mesela, insan bütün maddi ve manevi menfaatlerini bu duygu ile temin eder. İnsana nihayetsiz terakki yolunu yine bu duygu açar. Bu yüzden bu duygunun yüzünü Allah’a çevirip, hayırda hizmet ettirmek en güzel metottur. Peygamber (asm) ve sahabelerin de yaptığı budur. Onlar ulvi süfli bütün duygularını ve kuvvelerini Allah yolunda ve onun için işletip çalıştırmışlar ve onların sayesinde erişilmesi zor makamları elde etmişler.

Nefsi öldürmek tasavvuf mesleğinin bir usulüdür. Yukarıda da değindiğimiz gibi noksan bir usuldür. Allah terakki ve mücahedenin devam edebilmesi için asaplar vasıtası ile mecazi bir nefsi o büyük zatlara musallat etmiş. Ama yine de nakıs bir tarzdır. Zira bu tarzda nefsi hayır hesabına çalıştırmak ve işlettirmek değil, tamamen susturmak ve işlevsiz bir hale sokmak esastır. Bu yüzden nefis ile bilinecek çok isimleri sahabeler gibi bilemiyorlar.   

“ Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü Sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile ubûdiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyade mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubudiyet-i evliya besâtet peydâ eder."(1) 

Tasavvuf berzahında giden bir evliya nefsini susturup öldürdükten sonra ibadet noktasında keskinleşebilir. Halbuki sahabelerde  nefsin her aşaması ve her makamı ibadete güzel bir vesile ve güzel bir cihaz konumundadır. Nefsin her hali ibadette kemale teşvikçi bir dinamiktir. 

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...